Bizans Sikkelerinin Doğuşu, Tüm Bilgiler

Farklı disiplinler ve çalışma alanları tarafından Bizans sikkelerinin başlangıcı için, nümismatik alanında tartışmasız olarak 491 yılında imparator olan Anastasius’un sikke reformu baz alınmaktadır. Bu reform ile artık iyice bozulmuş Geç Roma nummileri piyasadan kaldırılmış, yerlerine iri ebatlarda ve üzerlerinde birimleri belirtilmiş sikkeler basılmaya başlanmıştır. İmparator Anastasius’un 498’de yaptığı sikke reformu ile bakır sikke birimlerinde köklü değişiklik yapılmıştır. Sikke birimleri, nummus değerlerini belirten harfler kullanılmaya başlanmıştır. Sonuçta Bizans sikkeleri, I. Anastasius’dan (491-518) Konstantinopolis’in 1453’teki fethi sırasında tahta olan XI. Konstantinos’a (1448-1453) kadar olan dönemi kapsamaktadır. Ayrıca 1204’teki Latin istilasından sonra kurulan Nikaia, Epiros, Thessalonika İmparatorlukları ile Trabzon imparatorluğu sikkeleri de Bizans sikkeleri kapsamında ele alınmaktadır.



1. İmparator Anastasius’un Sikke Reformu

İmparator Zeno 491 yılında öldüğü zaman, kendisinden sonra tahta geçecek bir varis bırakmamıştı. Geride kardeşi Longinus ve eşi I. Leon’un kızı Ariadne kalmıştı. Zeno’nun ölümünden sonraki akşam Ariadne hipodromda, eski bir Saray Muhafızı (Silentiarus) olan Anastasius’u imparator olarak seçerek, dört ay sonra da onunla evlenmiştir. Anastasius tahta çıktıktan sonra askeri, siyasi ve dini bir takım problemler ile karşı karşıya kalmıştır. Ancak imparator, uyguladığı ekonomik politika sayesinde, saltanatı süresince baş etmek zorunda kaldığı savaşlara ve devlet hazinesinin sağladığı imtiyazlara rağmen hazinede 320.000 libra altın biriktirmeyi başarmıştır.

Anastasius’un para reformu, altın ve gümüş sikke birimlerinde fark edilir bir etkiye neden olmamıştır. Ancak bununla birlikte, bu iki maden arasında bazı ayarlamalar olduğu söylenebilir. Uzun zamandır altın sikkenin alt birimleri olan semissis ve tremissisin, solidus’a oranla sayısal bir artışa doğru eğilim gösterdiği, yani bu sikkelerin emisyon hacminin solidustan fazla olduğu görülmekteydi. I. Theodosius döneminde 9 siliqualık birimin, 8 siliqualık birime düşürülmesi ve bu birimin gümüş sikke biriminin üçte biri haline getirilmesi, ayrıca 5. yüzyıl başlarında gümüş sikkenin azalması, semissis ve tremissisin artışını kanıtlamaktadır. Bu küçülme sonucu altın ve bakır birimler arasında büyük bir boşluk ortaya çıkarmıştır.

Anastasius’un bakır sikkeler ile ilgili reformu, üç dönem kaynağında şöyle belirtilmektedir: Marcellinus Kroniğinde “Romalılar tarafından Terentiani ve Yunanlılar tarafından follares olarak bilinen sikkelerin (nummi) her biri sahip oldukları isimler ile işaretlenmiştir” ifadesiyle, Ioannes Malalas’da “İmparator Anastasius Caiphas olarak adlandırılan Paphlagonialı Ioannes’i, Konstantinopolis’e comes largitionum olarak atamış ve Ioannes’de tedavüldeki bütün küçük sikkeleri follera’ya çevirip, onların tüm Roma imparatorluğunda kullanılmasını emretmiştir” ile, Suriye kaynaklarında ise, “ve imparator (Anastasius) 40, 20, 10, ve 5 nummilik sikke bastı”, şeklinde ifade edilmiştir.

Anastasius’un sikke reformu, sikkeler üzerinde 498 ve 512 yıllarında olmak üzere iki ana dönemde izlenmektedir. Birinci dönem sikkelerinin arka yüzünde sikkelerin değerlerini gösteren şu işaretler bulunur: yaklaşık 9 gr “M” (40 nummi), yaklaşık 4.5 gr. “K” (20 nummi) ve yaklaşık 2.25 gr. “I” (10 nummi). İkinci dönem sikkelerinde ise, bu ağırlıklar yaklaşık iki katına çıkarılmış ve ilave olarak yaklaşık 2.25 gr. Ağırlığında “?” (5 nummi) eklenmiştir. Açıkça görüldüğü üzere, Marcellinus Anastasius’un ilk döneminden bahsetmektedir. Çünkü Terentiani bir libra’nın otuz altıda biri kadardır. Suriye kaynaklarının ise, Anastasius’un reformunun ikinci dönemine işaret ettiği söylenebilir. Çünkü Antiokheia (Orontes) darphanesi bu dönemde faaliyet vermiş ve 5 nummilik sikkeler de bu döneminde basılmıştır. Bunun yanında Malalas’ın Kroniğinde yanlış ya da eksik ifade yer almaktadır. Çünkü metinde yeni sikkelerin önceki döneme ait küçük sikkelerin yerini aldığı ifade edilir. Ancak bu küçük sikkelerin I. Iustinianus’un saltanatlık dönemi boyunca da basılmaya devam ettiği bilinmektedir.

Anastasius reformunun kökeni imparatorluğun kendisine, Vandal ve Ostrogoth sikkelerine dayanmaktadır. Roma Senatosunun 480’li yılların sonlarında tedavüle sürdüğü sikkelerin arka yüzünde, betimlerin yanı sıra XL (40 nummi) değer işareti yer almaktaydı. Ayrıca bu seri 20 nummilik sikkeleri de içeriyordu. 5. yüzyılda Kartaca’da tedavüle sürülen geniş bakır sikkeler üzerinde, LXXXIII ya da XLII değer işaretleri yer almaktaydı. Bu değerler, yeni bakır sikkelerin 250 nummilik yarım siliquaların üçte ve altı da biri olduğunu göstermektedir. Vandal sikkelerinin arka yüzünde ise, çelenk içerisinde NXLII, NXXI ya da NXII değer işaretlerinden birini kullanmışlardır.

Tedavüle sürülen yeni follislerin solidus karşısındaki kesin değerinin ne olduğu tam olarak belli değildir. Ancak Batı Roma imparatoru Valentinianus’un (425-55) 445 yılına tarihlenen bir kanunundan, solidus’un 7.000 nummiye eşit olduğunu ve sarraflardan 7200 nummi karşılığında satın alındığı bilinmektedir. Elbette İmparatorluğun doğu ve batısında bu fiat takdirinin aynı olması beklenemez. Ancak imparatorluğun doğusunun buna ayak uydurmadığını da görülmüyor. Örneğin, Procopius imparator I. Iustinianus eşi Theodora’nın 548 yılındaki ölümünden önce, sarraflara 210 follis karşılığında satın aldıkları solidus’u (8400) bundan böyle 180 follis (7.200 nummi) karşılığında satın almalarını emrettiğini belirtir. Bu problem 538/9 yıllarında follisin ağırlığının 18 gr.’dan yaklaşık 22 gr.’a yükseltilmesi, follisin solidus karşısındaki fiatının 201’dan 180’e düşürülmesi ile çözülmüştür. Dolayısıyla, follisin ağırlığının 538/9 yıllarına kadar, Anastasius reformunun ikinci dönemindeki ağırlığı ile aynı kaldığı söylenebilir. Görülmektedir ki Anastasius döneminde 210 follis 1 solidusa denktir. Anastasius reformunun ilk döneminde ise, follisin ağırlığı ikinci dönemin yaklaşık yarısı kadar olduğu için, 498-512 yılları arasında 1 solidus 420 follise eşittir.



Sikke Metali ve Birimi

Bizans sikkeleri esas olarak üç metalden basılmıştır: altın, gümüş ve bakır. Ancak 11. yüzyıldan itibaren ekonomik kriz dolayısıyla ayarı düşük altın “elektron” ve ayarı düşük gümüş “billon” sikkeler de yoğun olarak basılmıştır.

Bizans’ın önemli maden yatakları 7. yüzyıldaki Arap akınları ile kaybedilmiş olduğundan, sikke darbı için gerekli olan madenlerin elde edildiği yataklar hakkında özellikle 10-13. yüzyıl için oldukça az bilgi vardır. Ancak ya bu maden yataklarının kaybedilmiş olması ya da günlük hayatta sikke darbı, lüks mallar ve silah imali gibi işlerde kullanılan madenler hakkında bahsetmek sıradan bir şey gibi algılandığından olsa gerek bilgiler yetersizdir. Bunun ile birlikte Anadolu’da dönemin önemli maden yatakları arasında Suspiritis (İspir) ve Artvin’de altın; Paipert (Bayburt), Argyropolis (Gümüşhane), Ardasa (Torul) ve Loulon’da (Ulukışla) gümüş; Kastomon (Kastamonu), Amisos (Samsun), Mourgoule (Murgul), Toros dağları ve Sinop civarlarında bakır madenleri sayılabilir. Görüldüğü üzere Bizans topraklarında bulunan madenler, özellikle altın ve gümüş, Bizans’ın maden açısından tamamen dışarıya bağlı olmasını engelliyordu. Ancak yine de maden ihtiyacının bir kısmını ithal yolu ile de karşılıyordu.



2.1. Altın

Bizans altın sikke birimi yaklaşık 4.40 gr. ağırlığındaki “solidus”tur. 3. yüzyıldaki ekonomik bunalımın ardından I. Constantinus (306-337) döneminde tedavüle giren solidus, yaklaşık 4.40 ağırlığında ve o dönemde tedavülde olan bütün altın paralardan daha ağırdı. Solidus Roma librasının 1/72’si ağırlığında ve 24 karat (keration, Lat.siliqua) ayarındadır (1 libra=327.45 gr.; 1 karat=0.189 gr.). Karat yalnızca ağırlık hesaplamada kullanılan bir ölçüdür, çok küçük olduğu için sikke olarak basılmamıştır. 6. ve 7. yüzyıllarda imparatorluğun doğusunda (Focas, Heraclius, II. Constans ve IV. Konstantinus dönemlerinde) ve batısında (Sicilya’da) 20, 22, 23 karat ayarında da altın sikke basılmıştır. Bu sikkeler “Hafif Solidus” olarak adlandırılır. Bu durum sikkenin arka yüzüne konan bir işaretle belirtiliyordu. OBXX ya da BOXX, 20 karat-siliqua; OB+* veya OB*+*, 22 siliqua; ???K (bazen ön ve arka yüz boşluğunda yıldız ile), 23 siliqua değerinde demekti.

Bizans para teorisi, bir altın paranın değerinin külçe olarak içerdiği maden miktarına eşdeğer olduğu varsayımına dayanıyordu. Dolayısıyla nomisma ortaya çıkışından altı yüzyıl sonra bile aynı ağırlık ve saflığa sahipti. Solidus 11. yüzyılın sonlarına kadar aynı ayarda basılmıştır. Solidus’un arka yüzünde, kesimde yer alan işaretinin sonunda OB (obryzum, obryziacus, ???????,???????) altın ayarının yüksek olduğunu, saflığı göstermektedir.”OB”, aynı zamanda Eski Yunan sayı sistemine göre 72 anlamına gelmektedir. Solidus’un yarısı “semissis” ve üçte biri de “tremissis”dir.

yüzyıl solidusları 2 cm çapındadır. Ön yüzlerinde 1/3 ya da tam frontal imparator büstü yer alır. İmparatorlar genellikle askeri giysilidir. Arka yüzde Viktoria ya da bir haç tutan baş melek tasviri yer alır. Ancak II Iustinus (565-578) döneminde Konstantinopolis’in oturan figürü tercih edilmiştir. II Tiberius (578-572) döneminde ise, arka yüzde basamak üzerinde bir haç tasviri yer alır.

Solidus’un yarısı olan “semissis” 2.25 gr., üçte biri olan “tremissis” ise 1.52 gr. ağırlığındadır. Her iki birimin de ön yüzlerinde imparator büstü, daha çok profilden ve arka yüzlerinde Viktoria tasvir edilmiştir. Ancak 9. yüzyılın ikinci yarısından sonra bu iki birimin basılmasına son verilmiştir.

Yüzyılda altın solidusların ikonografisinde büyük değişikler göze çarpar. Focas (602-döneminde portre geleneği, Heraclius (610-641) ve sonrasında imparator ve onun yerine geçecek kişinin bir arada tasvir edildiği görülür. Arka yüzde tasvir edilen haç ise daha çok sikkenin birimini vurgulamaktadır. Solidus’da basamak üzerinde haç, semissis’de globus üzerinde haç ve tremissis’de basit bir haç yer alıyordu. II. Iustinianus ile birlikte İsa büstü görülmeye başlamıştır.

Nikephoros’a kadar (963-969) solidus’un ağırlığında, kalitesinde ve büyüklüğünde herhangi bir değişiklik olmamıştır. II. Nikephoros ise solidus’tan daha hafif “tetarteron (nomisma) olarak adlandırılan sikke tedavüle sokmuştur. Ağırlığı tam olan altın sikke ise “histamenon” (nomisma) olarak bilinir. Tetarteron ve histemenon görünüşte çok farklı değildir. Ancak II. Basileios (976-1025) döneminde histamenon büyük ve ince; tetarteron ise daha küçük ve kalın basılmıştır.

Nomisma’nın ayarı ve kalitesi IV. Mikhael (1034-1040) ile birlikte bozulmaya başlamıştır. 1071’deki Malazgirt yenilgisinden sonra ve I. Aleksios (1081-1118) döneminde nomismanın içindeki altın miktarı neredeyse %75 oranında azalmıştır. 1092 yılında I. Aleksios para reformu yapmak zorunda kalmıştır. Yeni düzenlemede Nomisma’nın yerine “hyperpyron” adıyla yeni bir altın sikke tedavüle sokulmuştur. Ancak bu kez altının ayarı 24 karat yerine 20 ½ karata düşmüştür. Nomisma’dan farklı olarak, hyperpyron’un bir yüzü çukur, bir yüzü bombeliydi (içbükey-dışbükey). Bu sikkeler nümismatik literatüründe “skyphate” (çukur) olarak adlandırılır. Bunun yanında ilk çukur sikke daha önce, IX. Konstantinos (1042-55) döneminde çukur histamenon olarak basılmıştır. I. Aleksios (1081-1118) döneminde tedavüle sokulan Hyperpyron’un üçte biri değerindeki elektron aspyron trakhy ve kırk sekizde biri billon trakhy’dir (stamenon). Bu birimlerdeki değerli metal oranı hyperpyron için %87 altın, elektron aspyron trakhy için %30-10 altın, billon trakhy için %6-2 gümüştür.

Latinlerin Konstantinopolis’i istilası (1204-1261) sırasında sürgündeki Nikaia imparatorluğunda, III. Ioannes (1222-1254) döneminde, hyperpyron’un içindeki altın ayarı 16-18 karat’a düşürülmüştür. Hyperpyron, Konstantinopolis yeniden ele geçirildikten sonra VIII. Mikhael (1259-1285) döneminde 15 karat’a, II. Andronikos (1285-1330) döneminde de 12 karat’a düşmüştür. Altın hyperpyron son kez 11 karat olarak V. Ioannes (1341-1391) döneminde basılmış ve böylece Bizans altın sikkeleri 1350’lerde sona ermiştir. Anlaşılacağı üzere başından itibaren yaklaşık %98-95 saflıkta basılmış olan altın sikkelerin saflığında 11. yüzyılın ortalarından itibaren kayda değer bir düşüş gözlenir.

Bizans altın sikkeleri Konstantinopolis, Thessalonika, Kartaca (daha sonra Kagliari’ye taşınmıştır), Kartagena, Ravenna, Roma, Katania, Ravenna, Napoli ve Syrakusa’da basılmıştır.



2.2. Gümüş


Bizans gümüş sikkeleri, altın ve bakır sikkelere göre daha az basılmıştır. Bizans parasal sisteminde gümüş paranın rolü 6. yüzyıldan 7. yüzyıla doğru oldukça farklılık gösterir. İtalya ve Kuzey Afrika’da Ostrogoth ve Vandal’lar hakimiyeti süresince gümüş para çok önemli iken Doğu’da 6. yüzyılda gümüş sikke basımı çok sınırlıydı. Seyrek olarak ticari amaç ve tören sikkeleri olarak gümüş karşımıza çıkar. Özellikle İtalya’da Iustinianus ve II. Iustinus dönemlerinde bu durum tersine döner. Doğu’da 615 yılından 680 yılına kadar çok sayıda ağır gümüş sikke basılmıştır. Batı’da ise sadece hafif gümüş sikke vardır. Heraclius’dan sonra oldukça ekonomik işlevli küçük birimlerde, üzerinde sembol olmayan gümüş sikke basılmıştır.

Önceleri, Siliqua ve Miliarenses (Yun. Miliaresion) tedavüldeydi. I. Iustinianus döneminde siliqua, solidus’un 1/24’ü; miliarensis ise 1/12’siydi. İmparator Heraclius 615 yılında gümüş sikkeyi yeniden canlandırmıştır. Özellikle Pers savaşları sırasında çok sayıda kiliseye ait gümüşleri devlet hazinesine çekip gümüş sikke bastırmıştır. Bu yeni gümüş sikkeler “hexagram” olarak bilinir. Hexagram Roma imparatorluğu süresince basılan sikkelerden daha büyük ve 6.84 gr. ağırlığındadır. Hexagram 8. yüzyılın başlarında tedavülden kaldırılmıştır. Kısa ömrüne rağmen, siliqua ve miliarensis’e göre, çok daha fazla sayıda basılmıştır.

720 yılında III. Leon ve oğlu V. Konstantinos (720-741) tedavüle yeni ve sürekli Miliaresion’u sokmuştur. Miliaresion hexagram’a göre daha geniş ve ince olarak basılmıştır. Sasani “drachma”larına benzeyen miliaresion betimlerinde kesin kurallar yoktur. Sikke üzerinde sadece bir haç ve ortak imparatorların adları ve yazıtları vardır. Piyasaya çıkarıldığı ilk yıllarda tek bir imparator adının geçtiği miliaresion yoktur. Theophilos (829-842) dönemine kadar böyle devam etmiştir. I. Mikhael (811-813) döneminde miliaresion üzerindeki yazılara “Romanion” (Romalı) ve “basileis” (imparator) eklenmiştir. Miliaresion I. Aleksios dönemine kadar tedavülde kaldı. 11. yüzyılda miliaresion’un alt katları da basıldı.

I. Aleksios’un 1092 yılı reformundan sonra gümüş sikke eski önemine ve kalitesine ulaşamamıştır. Ancak %7’si gümüş olan çukur sikkeler basılmıştır. Bu gümüş sikke aspron trachy olup, altın hyperpyron sikkenin 1/48’i değerindeydi. I. Manuel (1143-1180) döneminde aspron trachy’nin değeri iyice azalmış ve II. Isaakios (1185-1195) dönemine gelindiğinde 1 aspron trachy altın hyperpyron’un 1/184’ü olmuştur.

1300 yılı sonrası II. Andronikos (1282-1328) “basilicon” adlı Venedik gümüş “ducat”sına benzeyen geniş fakat çukur olmayan yeni bir gümüş sikke tedavüle soktu. Tedavüle girdiği yıldan yaklaşık 50 yıl sonra ortadan kalkan bu sikke hyperpyron’un 1/12’si değerindeydi.

yüzyılın üçüncü çeyreği içinde, V. Ioannes’in (1341-1391) iktidarı döneminde altın sikkenin yerini, hyperpyron adını taşıyan gümüş sikke almıştır. Gümüş hyperpyron, aynı adı taşıyan önceki altın hyperpyron’un yarısı değerindeydi. Bu sikke “stavraton” olarak da bilinmektedir. ½ ve 1/8 değerinde iki adet alt katı da basılmıştır.



2.3. Bakır

Anastasius’un 498 yılında gerçekleştirmiş olduğu para reformu esas olarak bakır sikkelerde kendini göstermiştir. Yaklaşık 350 yıl süren bu değişiklikte, önceki ufak bakır sikke “nummus”un yerine tedavüle çıkarılan sikkelerde en büyük birimin adı “follis” idi. 40 nummia değerindeki bu bakır sikkenin ön yüzünde imparator büstü ve arka yüzünde, değerini gösteren büyük bir “M” harfi vardı. Daha küçük birimler de yine sikkenin arka yüzüne yerleştirilen harflerle gösteriliyordu. Dolayısıyla yarım follis (K) follis’in yarısı, decanummium (I) follis’in çeyreği, pentanummium da (?) follis’in sekizde biri değerindeydi. Değer işaretleri her zaman sikkenin arka yüzünde yer alıyordu. İki evreli gerçekleşen Anastasius reformunun ikinci evresinde basılan follis’lerin çapı ve ağırlığı ile solidus karşısındaki değerlerini iki katına çıkarmıştır. Örneğin birinci evrede follis’in çapı 24 mm., ağırlığı da yaklaşık 8.5 gr. iken, ikinci evrede çap 30 mm.’in üstüne, ağırlık da yaklaşık 17-18 gr.a yükseltilmiştir.

Follislerin arka yüzünde değer, darphane ve şube (ofis) belirtilirken I. Iustinianus ve ondan sonra bu yüzde, sikkenin basıldığı tarih de yer almaya başlamıştır.

Isauria’lı imparatorlar (717-797) döneminde bakır follisler altın sikkelerde olduğu gibi basitleştirmeye maruz kalmıştır. V. Konstantinos (741-775) iktidarının ortalarında neredeyse decanummia ve pentanummia son kez basılıyordu. Bunun yanında VI. Konstantinos (780-döneminde follisler “M” işaretinin iki yanında anlamsız XXX/NNN taşır. Isauria ve Amorium Hanedanı follislerin çoğunun ön yüzlerinde yazı bulunmamaktadır. Yaklaşık 835’te Theophilos (829-842) önceki 175 yılın kötü bakır follislerini toplatıp yeniden darp ettirmiştir. Bu yeni follis, sadece yunan yazısı taşımakta ve 288 tanesi bir altın nomisma’ya karşılık gelmekteydi. Ön yüzde tören lorusu ve tacıyla yarım ya da üç çeyrek imparator tasviri betimlenmiştir. Arka yüzde dört veya beş satır halinde imparator ismi yer alırdı. Erken Makedonya Hanedanlığı döneminde (867-969) genellikle iki ya da üç imparatorluk figürü tasvir edilmiştir. Theophilos ve II. Nikephoros Phokas (963-969) arasındaki dönemde bu follisler çok sayıda basılmıştır.

Makedonya Hanedanlığı’nın (M.S.867-1056) sekizinci ferdi olan İmparator I. Ioannes Tzimiskes (969-976) döneminde “Anonim Follis”ler basılmaya başlamıştır. Anonim follisleri önceki yüzyıllarda basılmış olan sikkelerden ayıran iki önemli özelliği vardır. Birincisi, bakır sikkeler üzerinde, şimdiye kadar altın sikkeler için ayrılmış bir özellik olan, İsa’nın bir portresinin olması; ikincisi, herhangi bir imparator adına basılmamış olmalarıdır. Anonim follisler araştırmacılar tarafından on beş gruba ayrılmıştır (A-N). Son üç grup dışında tüm grupların piyasaya sürülme sıraları günümüzde bellidir ve sıralama harflere göre yapılmıştır. Bu grup içinde yer alan “A2 Grubu” sikkeler, üzerindeki süslemelerinin çeşitliliği ile diğer Anonim follislerden ayrılır. Ön yüzünde İsa’nın halesindeki haçın kollarıyla İncil’in kapağındaki süslemeler ve arka yüzünde yukarıdan aşağıya 4 sıra halinde yazısıyla, üsluba ilişkin (biçemsel) farklılıklar denilen, D ve E grubunun sadece birer varyasyonunda görülen bu özellik, geri kalan sınıfların hiçbirinde yoktur. A2 sınıfı dışında diğer tüm sınıflardaki bir sikke, kendi grubu içindeki diğer tüm sikkelerle hemen hemen aynıdır. Fakat A2 grubunun 50 ila 60 varyasyonu bulunmaktadır Bellinger’in, Corinth’de bulunmuş materyallere dayanarak hazırladığı A2 grubunu listelemesi, temel alınır. Ancak daha sonra Alfred R. Bellinger ve Philip Grierson’un editörlüğünü yapmış oldukları Catalogue of The Byzantine Coins in The Dumbarton Oaks Collection and in the Whittemore Collection adlı yayında, Bellinger’in listesinden yola çıkılarak düzeltmeler yapılmış ve bir tablo oluşturulmuştur.

1092’de I. Aleksios, Anonim follisleri ortadan kaldırarak yerine küçük ve çukur olmayan yayvan sikke tedavüle sokmuştur. Altın tetartera’yı hatırlatan bu sikkeler bakır tetarteron ya da bakır tetarteron adı ile anılır. 12. yüzyıl boyunca Konstantinopolis ve Thessalonika’da basılan sikkelerin bir yüzünde imparatorların büstü ya da ayakta tasviri diğer bir yüzünde İsa, Meryem, Aziz ya da monogramlar tasvir edilmiştir. 13. yüzyılın sonlarına doğru diğer bakır sikkeler gibi tetarteron’da ortadan kalkar. II. Andronikos ve III. Andronikos (1328-41) dönemlerinde “Assaria” adı ile bilinen hafif bakır sikke tedavüle girmiştir. İki imparator her yıl assaria üzerindeki modelleri değiştirdiği için sıra dışı, bozuk, korumasız ve yeniden üretilemeyecek numuneler ortaya çıkmıştır. 1367 yılında imparator V. Ioannes’in tedavüle soktuğu gümüş “stavrato”un yanında iki bakır birim de bulunmaktadır. Fransız “dernier tournois”in modelinde “tornese” ve bundan 1 gr. hafif olan “follaro” tedavüle girmiştir.



3. Darphaneler

Anastasius döneminin sonunda imparatorluk topraklarında dört darphane mevcuttu: Konstantinopolis, Thessalonika, Nikomedia ve Antiokheia. I. Iustinianus döneminde bu darphanelere Kyzikos, Aleksandreia ve Kherson eklenmiştir. I. Iustinianus’un İtalya, Balkanlar, Kuzey Afrika ve İspanya fethi sonucunda Kartaca, Roma, Ravenna ve Karthagena darphaneleri de imparatorluk için faaliyete geçmiştir. Bütün bu darphanelerde bakır sikke basılmaktaydı. Altın Konstantinopolis, Ravenna ve Kartaca’da, gümüş ise, Ravenna ve Kartaca’da basılıyordu. 7. yüzyılda toprak kaybı nedeniyle darphane sayısı azalmıştır. Önce Antiokheia ardından Nikomedia, Kyzikos ve Thessalonika faaliyetlerine son vermek zorunda kalmıştır. 620 dolaylarında Karthagena’nın Vizigotların, 646’da da Aleksandreia’nın Arapların eline geçmesiyle birlikte 7. yüzyılda imparatorluk topraklarında faaliyet gösteren yalnızca beş darphane bulunuyordu: Konstantinopolis, Kartaca, Syrakusai, Roma ve Ravenna. Kartaca darphanesi yüzyılın sonundaki Arap akınlarından dolayı kapanmıştır. 878’de Araplar Syrakusai alınca bu darphane de kapanmıştır. Dolayısıyla Konstantinopolis Orta Bizans dönemince neredeyse tek başına faaliyet göstermiştir.

yüzyıl sonlarında Thessalonika yeniden faaliyete başlamış ve 14. yüzyılın sonuna kadar sikke basımını sürdürmüştür. Komnenoslar ve Angeloslar dönemi boyunca Konstantinopolis ve Thessalonika imparatorluğun en önemli iki darphanesi konumundadır. 1204’teki Latin istilasından sonra Bizans sikkeleri önce Nikaia (İznik) ve sonrasında Magnesia’da (Manisa) basılmıştır. Palaiologoslar döneminde emisyon hacmi küçük bazı darphaneler faaliyet göstermiştir. Fakat sikke üretimi esas ve yoğun olarak Konstantinopolis’te yapılmıştır.

Yazıtlar ve dönem kaynakları, darphanelerin günlük rutin ve teknik personelinin organizasyonu hakkında detaylar vermesine rağmen, devletin mali yılı için yeterli sikke sayısı ve ekonomik ihtiyaçları hakkında yeterli açıklamalar getirmemektedir. 7. yüzyılda Bizans darphanelerinin organizasyon merkezi hakkında kesin bir şeyler söylemek mümkün görülmemektedir. Geç Roma imparatorluğunda darphaneler “Sacred Largesses” yani kutsal dağıtımdan sorumlu “kont”un emri altındadır. Ancak 5. ve 6. yüzyıl süresince bu memuriyet önemini ve gücünü yitirmiş, zamanla bu hakkı kendi kendine ortadan kalkmıştır. Konstantinos Porphyrogennetos’un “Seremoniler Kitabı”na göre, bu kontun bir çok görevi “logothete” (Maliyeden sorumlu imparatorluk şubesinin başı) tarafından alınmıştır.

İmparatorluğun doğusundaki darphaneler kendi içinde ofislere bölünmüştür ve yüzyıllarca kontrol altında tutulmuştur. En büyük ofis numarası 10’dur. Bu da Konstantinopolis soliduslarında görülür. Bakır sikkeler için ise sayı darphaneye göre değişerek 1 ve 5 arasında olabilir. Ofis harfi gümüş sikkelerde görülmez, fakat nadiren Batı’dakilerde karşımıza çıkar.

Başkent darphanesinde, adi metal birimlerin modelleri bekletilirken değerli metal birimlerininki bekletilmiyordu. Bu kontrol özellikle 12. yüzyılda para reformundan sonra doruğa ulaşmıştır. Çünkü darphanelerde sikkelerin modelleri orada yaşayan ve çalışanlar tarafından görülebiliyordu. 1092-1204 yılları arasında başkentte üretilen bütün seriler; altın hyperpyron, elektrum trakhea, billion trachea ve bakır hyperpyron’da yer alan resmi özel işaretler denetim ve organizasyon ile ilişkilidir. 13. yüzyılda devam eden bu özel işaretler, ölçüleri formülleştirilen tutarlı ve devamlı seriler için gerekliydi. Açıkça görülüyor ki en önemli görev özel işaretleri biçimsel olarak yerleştirmenin yanında düzenlemenin yapılacağı yerin de hesaba katılmasıydı.



3.1. Kontrmarklar

Basılmış ve piyasaya sürülmeye hazır duruma gelmiş sikkeye herhangi bir amaçla sonradan vurulan ufak damgaya kontrmark ya da kontermark denir. Sikkenin her iki yüzüne de vurulabilen kontrmark, bir harf (Yunan ve Roma sikkelerinde; tanrı/tanrıça başı, hayvan, v.b) ya da herhangi bir sembol olabilir. Kontrmarkın belli başlı amaçları arasında; a) Tedavülden kalkan ya da eskiyen sikkenin yeniden tedavülünü sağlamak, b) Sikkenin basılmış olduğu yerin (devletin/kentin) dışında, yani yabancı topraklarda geçerliliğini sağlamak, c) Birim değerinde yapılan değişikliği belirtmek sayılabilir.

Bizans nümismatiğinde 7. yüzyılda kontrmarklar hemen hemen sınırlıdır. Bu dönemde oldukça yaygın dört grup vardır. Bunların üçü Sicilya biri Kıbrıs sikkelerinde karşımıza çıkar. Diğerleri nadir ya da henüz çalışılmamıştır. Sicilya’da bir grup dışında kontrmarklar bir imparator monogramı formunda basit şekilde işlenmiştir. Bunlar sikkenin bir yüzüne dairevi ya da oval olarak basılmıştır. Kontrmarkların bir çoğu sikkenin arka ya da ön yüzüne özensizce yerleştirilmiştir. Ancak bazı serilerde daha özenli olarak karşımıza çıkar. Kontrmarkların meydana çıkardığı bazı problemler vardır. Bunların bir çoğu darphane işareti taşımaz ve ortak özellik de göstermemektedir. Kherson (Kırım) ve Kıbrıs örnekleri gibi. Kontrmark aslında bir darphanenin parayı kendi kendine koruma yoludur. Tedavülden kalkan bir sikkenin eritilip yeniden basıma hazırlanması ve bunun üzerinde kontrmark yer alması ekonomik ve politik amaçlıdır. Kontrmark sikkenin değerini düşüren ya da yükselten, ömrünü uzatan, iyi ya da kötü olanların, yabancı ya da artık kullanılmayanların ayrımını sağlayan ve bununla birlikte hükümdarın tahta çıkışının işareti olarak ya da hükümdarın hak ve pozisyonunun değişimini gösteren işaretlerdir. Ayrıca kontrmark bazı sebeplerden dolayı sikkenin düşen itibarını sağlamlaştırmak ya da muhalifliliğini ilan eden kişinin işareti olarak kullanılmıştır.

717-1081 yılları arasında en çok örnek III. Tiberius follislerinde görülür. Bosporos’da bulunan “B” harfli kontrmarklı olanların I. Basileios dönemine ait olduğu söylenebilir. Diğer yandan Suriye ve Anadolu’da dolaşımda olan 11. yüzyıl folislerinde Arapça kontrmarklar yaygındır. En yaygın olanları “adil”, “Tanrı için” ve “güneş” dir. Fakat bunların bir çoğu çözülememektedir. Bunlara ek olarak 11. yüzyıl Bizans follislerinde görülen Arapça kontrmarklar erken Gürcü sikkelerinde de karşımıza çıkar. Dolayısıyla 11. yüzyılın Bizans sikkeleri kontrmarklanmak suretiyle, 12. yüzyılın ikinci yarısında bölgedeki Türk beylikleri tarafından yeniden tedavüle sokulmuştur. Üzerinde islami kontrmark bulunan Bizans sikkelerini içeren önemli defineler vardır. 2000 Bizans follisi içeren ve ele geçtiği yer dolayısıyla “Diyarbakır Definesi” olarak adlandırılan definede 140 adet kontrmarklı sikke vardır. Hiç kuşkusuz bu sikkelerden en iyi tanınanları 2.200 adedi kontrmarklı, 13.500 adetlik bir define olan Mardin Definesi’nde mevcuttur. 12. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bu sikkelerin büyük çoğunluğunu X. Konstantinos sikkeleri ve Anonim follislerden oluşmaktadır.



Tipler

4.1. İmparator Tipleri

4.1.1. Genel Özellikleri

yüzyılda Bizans sikkelerinin ön yüzünde doğal olarak imparatorun cepheden ya da profilden büstü ya da ayakta figürü yer alırdı. İmparator ortağı ile betimlenmek istendiğinde genellikle oturur durumda tasvir edilmiştir. Örneğin I. Iustinus ve I. Iustinianus soliduslarında ve II. Iustinus ve Sophia’nin follis ve gümüş birimlerinde olduğu üzere. 7. yüzyılda ise büyük kullanım gören betimleme ayakta figür tipleridir. Özellikle bakır birimlerde kullanılan bu tip erken örneklerden oldukça farklıdır. Mauricius‘un Kherson’da (Kırım) basılan “aile sikkeleri” bu kullanıma bir önayak olmuştur. Bu sikkelerde, Mauricius, Constantinus ve Theodora ayakta betimlenmiştir. Bu kullanım Focas ve Leontia’nın ayakta betimlendiği sikkelerde de kopya edilmiştir. Daha sonra da bakır birimlerde yaygın olarak kullanılmıştır.

7. yüzyılında sonlarında artık profil büst yerine cepheden büst kullanımı yaygın olmuştur. İsauria ve Amorium Hanedanlığı dönemlerinde form olarak tek ya da birden fazla büst tercih edilmiştir. Makedonya Hanedanlığı döneminde ayakta figür oldukça sık kullanılmıştır. Ayakta tek imparator figürü imparatorluğun doğusunda I. Basileios’un nadir bir solidusunda görülür. Batıda ise III. Leon’nun ve V. Konstantinos’un follislerinde görülür. 11. yüzyıla gelindiğinde ise oldukça nadirdir.

Roma imparatorluğu ve Erken Bizans dönemi sikkelerinin ön yüzlerinde imparator, arka yüzde ise ikincil bir tip tasvir edilmiştir. Bu gelenek II. Iustinianus dönemine kadar sürmüştür. Iustinianus ise sikke ön yüzüne İsa’nın tasvirini arka yüze ise kendi tasvirini yerleştirmiştir. Daha sonrada ne zaman sikke üzerinde bir dini figür kullanılmak istense (İsa, aziz v.b.) bu uygulama devam etmiştir. 11. yüzyılın konkav sikkelerinde de bu açıkça görülür. Dinsel imaj sikkenin dışbükey yüzünde yer almıştır. Buna rağmen dinsel bir imaj olmasına karşılık “haç” motifi ikincil bir tip olarak sikkenin arka yüzünde kullanılmıştır.

İki ortak imparator sikke üzerinde betimlendiğinde, yaşça büyük olanı sakallı olması ile ayırt edilir. Genç olan sakalsızdır. Genellikle bıyık ile kullanılan sakal yüzün çizgiselliğini azaltacak yoğunlukla uygulanmamıştır. Buna rağmen her zaman sakal gerçek görünüş ile ilişkili değildir. Bu iki ortak imparatordan yaşça büyük olanı geleneğe göre sikkeye bakanın solunda ve küçük olanı sağda yer alır. Bu ilişki dini olmayan iki figür ile ilgilidir. Bu kural hemen hemen tüm sikkelerde bir örnek hariç değişmez. Geleneğe uymayan tek örnek X. Konstantinos ile Eudokia’nın follislerinde görülür. Bu sikkelerde imparatoriçe imparatorun olması gerektiği yerde betimlenmiştir. Bu da Eudokia’nın eşinden sonra en rütbeli kişi olması ile açıklanır.

Bir imparator ve ilahi bir kişinin cepheden tasvirleri hareketsizdir. Ancak İsa ya da bir aziz imparatoru taçlandırırken betimlendiğinde hareketli bir ilişki söz konusudur. İsa ya da aziz sikkeye bakanın sağında yer alır. Bu kısmen pratik bir uygulamanın sebebir. Çünkü bu durum İsa ya da azizin taçı sağ elinde tutmasına olanak verir. Bu düzenleme Aziz Aleksandros’un imparator Aleksandros’u, İsa’nın I. Romanos’u ve Meryem’in Ioannes Tzimiskes’i, III. Romanos’u, VI. Mikhael’i ve X. Konstantinos’u taçlandırdığı betimlemelerde görülür. Bunların tersine Baş Melek Mikhael ve imparator IV. Mikhael’in Thessalonika histamenon’unda Baş Melek solda yer alır. Ancak bu uygulama meleğin 4/3 profilden verilmesi ile ilgili olabilir.

Sikke üzerinde üç figürün yer aldığı örneklerde, en büyük olanı, yani asıl imparator ortada yer alır. İkinci önemli figür ortadakinin sağ tarafında, üçüncüsü de sol tarafında yer alır. İki ortak imparator bir dini figür ile betimlendiğinde, dini figür genellikle ortada yer alır.

İmparatorlar sikke üzerindeki tasvirlerinde genellikle loros giyimlidir. Loros, kiliselerdeki mozaik dekorasyonlarında yer alan imparatorluk kostümüdür. Ayrıca II. Iustinianus’un da ön yüzde İsa tasviri yer alan soliduslarında yeniden görülen bir kostümdür. Buna rağmen Iustinianus’un hem loros hem de khlamys giyimli örnekleri vardır. 8-9. yüzyılda loros genellikle küçük imparatorlar tarafından giyilmiştir. Birden fazla imparatorun betimlendiği sikkelerde bazen ortak imparatorlar benzer işaretleri taşımışlardır (haçlı globus, akakia, uzun haç gibi). Erken 9. yüzyıl sikkelerinde potent haç büyük imparatorun işareti olarak karşımıza çıkar. İki imparatorun arasında uzun haç gibi bir obje varsa, büyük olanın eli genellikle küçük olanın üzerinde yer alır. Bazı örnekler hariç tutulursa bu doğru olabilir.

Ortak imparatorlar tahta otururken de betimlenmişlerdir. Sikkeler üzerinde imparatorların oturduğu üç farklı tipte imparatorluk tahtı görülür. Bunlar lir biçimli taht, geniş temelli, yüksek ve kavisli taht ve son olarak geniş ve yüksek, arkası panelli tahtır.

yüzyıl sikkelerinde görülen bir değişiklik, imparatorların ayakta tasvir edildiği örneklerde üzerlerinde durdukları objelerdir. Bu objeler iki formda görülür. Bunlar kare ya da dikdörtgen halı ve ayak taburesidir.

Palaiologos Hanedanı dönemi sikkelerinde imparator tiplerinin betimlenmesinde iki farklı dönem vardır. Birincisi 1261’den sonradır ve sürekli değişen tiplerdir. Bunlar ayakta figür (tek başına ya da ortak imparator ile), yarım 4/3 cepheden figür (tek başına ya da ortak imparator ile), oturan figür (genellikle tek başına), diz çökmüş figür (İsa ya da Meryem önünde), proskynesis (İsa ya da Meryem önünde). Doğal olarak imparatorlar yine bir işaret tutar. İmparator tiplerinin bu çeşitliliği ikinci dönemde zıtlık gösterir. 1360 sonrası bu ikinci dönemde baskın olan tip imparatorun cepheden büstüdür. Bu tip neredeyse 11. yüzyıldan itibaren görülmemiştir. Buna ek olarak bir yenilik imparatorun kubbe biçimli taç ve yakalı bir kıyafet ile betimlenmesidir. Buna rağmen küçük birimlerde yine de ayakta bir figür ve çok az da olsa at üzerinde imparator figürü görülür. Palaiologos Hanedanı dönemi sikkelerinin bir özelliğide nimbus geleneğinin yeniden canlanmasıdır. 7. yüzyıl başlarında yok olan bu gelenek genellikle altın madalyonlar, konsül solidusları ve gümüş tören sikkelerinde (miliarenses) görülürdü. 14. yüzyılda yeniden doğan bu gelenek II. Andronikos döneminde görülür. Ayrıca 13. yüzyıl Thessalonika sikkelerinde görülen oldukça yabancı bir tip vardır.

Bu sikkelerde imparatorlar kanatlı betimlenmiştir. Almanlardan ilham alınarak yapıldığı düşünülen bu tipteki tasvirlerin, dönemin “güzel söz” söyleyen imparatorları için kullanıldığı söylenebilir.



4.1.2. İmparator Kostümleri

4.1.2.1. Askeri Kostüm

Sikkeler üzerinde askeri kostüm olarak Paludamentum, Zırh ve Sagion tasvir edilmiştir. Paludamentum; düz uzun ve mor askeri pelerindir. Genellikle zırhın üzerine giyilir ve sağ omuzda bir fibula ile tutturulur. Yaklaşık ayak bileklerine kadar sarkar. Sagion ise, bir fibula ile boyun hizasında tutturulan ve omuzların arkasından atılıp sırtı örten paludamentum’un küçüğü bir pelerindir. 12. yüzyıl ve sonrasında kullanılan sagion, “Seremoniler Kitabı”na göre, önemli günlerde imparatorun giydiği altın ya da erguvani renkte askeri pelerindir.

Sikkeler üzerinde profil büstler paludamentum ve zırh, cepheden büstler ise sadece zırh ile tasvir edilmiştir. Ancak geç 6. yüzyılda cepheden büstlerde, paludamentum ve zırh birlikte kullanılmıştır. Geleneksel profil büstlerde, sadece baş tam profilden (sağa dönük), gövde 4/3 profildendir. Bu yüzden imparatorun sadece sağ omuzu değil aynı zamanda onun göğsü ve sol omuzu da görülür.

Cepheden zırhlı betimlenen büstlerde sol omuzda kalkan yer almaktadır. Kalkanın üzeri genellikle atlı süvari betimlidir. Zırhlı ve paladamentumlu örneklerde kalkansız betimlemeler imparator Mauricius’un ikinci tip soliduslarında görülmektedir. Bu sikkelerde imparatorun sol omuz bantı bir fibula ile gizlidir. Paludamentum vücudu çapraz geçer. Bu tip betimlemeler Focas, Heraclius döneminde de yaygındır. Ancak 613 yılından sonra rastlanmaz fakat, IV. Constantinus ve III. Tiberius sikkelerinde 4/3 cepheden sadece zırhlı büst görülür.

Zırhlı ve Paludamentumlu profil büstlerde imparatorun başında diadem yer alır. Ancak Zırhlı ve cepheden büst örneklerinde imparatorun başında genellikle sade ya da tüy sorguçlu miğfer ve bunun yanında bir diadem ile çevrelenmiş miğfer de görülebilir. IV. Constantinus üç farklı başlık tipi kullanmıştır. İlki erken 6. yüzyıl soliduslarında rağbet gören, bir diadem ile çevrelenen miğferdir. Bu betimlemelerde imparator bir mızrak taşır. Diğeri diademli ve gelenekse kalkanlı örneklerdir.

IV. Constantinus’un iki ardılı diğer tipleri tercih ederken III. Tiberius zırhlı betimlemeye yeniden dönmüştür. Tiberius sikkelerinde miğfersiz bir taç giyer ve omuzu yerine gövdesini çapraz geçen mızrak taşır. Bu tip büst Anthemius (467-472) soliduslarından beri kullanılmamıştır. Mızrağın bu değişen pozisyonu, imparatorun sağ omuzu için yeni bir dizaynı gerekli kılmıştır. Bu kullanım omuzda yer alan şeritlerin artık kullanılmamasına neden olmuştur.

yüzyılda ise, neredeyse bakır birimlerde sınırlı olsa da imparatorun askeri kostüm ile betimlenmesi rağbet gören bir kullanımdır. Benzer iki seri 629-31 yılları arasında Heraclius ve II. Constans follislerinde ve III. Tiberius’un “ayakta figür” örneklerinde görülür. Heraclius’un sikkelerinde detaylar çok açıktır. İmparator dizlerine kadar sarkan deriden püsküllü zırh giyimlidir. Botları baldırına kadardır ve sol eli kalçasındadır. III. Tiberius sikkelerinde ise, imparatorun üzerinde zırh vardır. Omuzlarından arkaya doğru hemen hemen ayak bileğine kadar sarkan paludamentum giyer.

Sikkeler üzerinde imparator ne zaman kalkanlı betimlense, kalkan üzerinde geleneksel olarak at sırtında, düşen düşmana mızrak saplayan, basitleştirilmiş süvari betimi yer alır. Bu kullanım geç Roma sikkelerinde de oldukça yaygındır.

Sikkeler üzerinde askeri kostümlü betimlemeler 8. yüzyıl başlarında da kullanılır, ancak 11. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzun bir süre yeniden görülmez. 717-720 arasında III. Leon’nun gümüş tören sikkelerinde zırhlı, atlı süvari betimli kalkanlı, haçlı miğferli tasvir görülür. Benzer bir şekli imparatorun bakır birimlerinde de kullanılmıştır. III. Leon’nun British Museum’da bulunan gümüş bir sikkesinde ise, kalkan üzerinde atlı süvari betimi yerine kristogram yer almaktadır. III. Leon’dan sonra üç yüzyıl sikkeler üzerinde askeri tip görülmez.

Sınırlı da olsa 11. yüzyılda yeni bir askeri tip ortaya çıkmıştır. Bu tipde geleneksel kalkan ve mızrağın yerini kılıç almıştır. Bu sikkeler iki gruba ayrılır. Birincisi, IX. Konstantinos’un, VII. Mikhael’in ve III. Nikephoros’un miliaresia’nlarında görülür. Bunlarda imparator ayakta betimlenmiştir. İmparator zırhlı, kemerli tuniklidir. Askeri pelerini omuzlarının arkasındadır ve dairesel bir broş ile bağlıdır. İmparator sol eli ile kınında olan kılıcının kabzasını tutar. Sağ elinde uzun bir haç vardır. Miğfer yerine bir taç giyer. Diğer askeri kostüm ise, I. Isaakios’un histamena ve tetartera’larında görülür. Burada da imparator yukarıdaki tasvir edilene benzer zırh giyer. Ancak İmparatorun vucut duruşu, önceki örneklere göre oldukça tehtidkardır. Kılıcını yere dayamış ve sağ elinde haçlı globus tutmaktadır.



4.1.2.2. Sivil Kostüm

Geleneksel sivil kostüm khlamys’dir. Khlamys sağ omuzda fibula ile tutturulan ve sağ omuzu açık bırakan uzun pelerindir. Kısa olanları antik dönemde askerler, avcılar ve biniciler tarafından giyilirdi. 6. yüzyılda khlamys askeri karakterini kaybetmiş ve başlıca saray giysisine dönüşmüştür. Khlamys bir “tablion”90 ile askeri pelerinden ayrılır. Farklı renklerde olabilmektedir. Erguvani renkte olanı imparatorun taç giyme töreni ile ilişkilidir ve rütbe işaretinin önemli bir öğesidir. Soliduslar üzerinde khlamys giyimli betimlenen ilk imparator büstü Heraclius’dur. Heraclius döneminde iki büstlü soliduslarında önce kullanılan miğfer ve paludamentumlu örneklerin yerini taç ve khlamys yer alır. 613 yılında henüz tablion görülmezken, Heraclius’un ayakta üçlü figürlü betimlemelerinin olduğu sikkelerde tablion açıkça görülür.

ve 9. yüzyıl sikkelerinde khlamys, sağ omuzda küresel bir fibula ile bağlanır ve bu bağlantı yerinden üç zincir ya da tele geçirilmiş boncuklar sarkar. Makedonya Hanedanlığı döneminde sikkeler üzerinde basit ve karmaşık olarak iki farklı chlamys görülür. Geleneksel basit olanı, üç pendantlı fibulalı olanıdır. Khlamys’in ilk değişimi VI. Leon’nun portrelerinde yer alır. Bu tipte, boyunda yer alan yatay bordürün ve tablionun içi inci ile süslüdür. Fibula ise, sağ omuzda pendantsız bir yumru şeklinde görülür. Benzer elbise Aleksandros soliduslarında ve I. Romanos solidusları ile follislerinde kullanılır. I. Romanos’dan sonra yarım yüzyıl ayrıntılı tasvir edilmiş khlamys görülmez. Tekrar VII. Konstantinos ve II. Basileios ile ortaya çıkar. Bu khlamys’lerde geleneksel fibula pendantlıdır. IX. Konstantinos döneminde histamena ve tetartera’larda yeni bir Khlamys modeli uygulanmıştır. Bunlardaki fibulada pendant yoktur. Tablionun bordürü inci dizilidir ve ortasında yine yaprak ve inci ile oluşturulmuş bezeme yer almaktadır. 12. ve 13. yüzyıl sikkelerinde khlamys sınırlı da olsa kullanılmaya devam etmiştir. Bu sikkeler üzerinde khlamys oldukça bordürlü ve ağır nakış işlidir. Tablionun alanı küçülmüştür. Bunun tersine tek bir nokta ya da mücevher yer almıştır.



4.1.2.3. Konsül Kostümü

Romalıların da kullandığı süslü bir pelerin olan loros, Bizans döneminde konsul kıyafeti olarak kullanılmıştır. Loros deriden yapılan, ağır, uzun ve dar dikdörtgen, yaklaşık 5 m. uzunluğunda bir atkıdır. Hem imparator hem de imparatoriçe tarafından giyilen loros’un gelişimi Roma imparatorluğu döneminde konsullerin giydiği “toga” ya da “trabea”ya dayanmaktadır. Loros vücudun üst kısmında “X” biçiminde düzenlenmektedir. Her iki yönüde işlemeli olan bu uzun atkı, ayak bileklerine kadar vücudun önünde sarkar. Sağ omuzdan giyilen atkı, sağ kolun altından vücudun önünü çapraz olarak geçer ve sol omuz üzerinden arkaya atılır. Bir sonraki çapraz da vücudun arkasında oluşur. Atkı sonra sol dirsek üzerine alınır.

Bu konsul kıyafetinin İsa’nın kefenini ve dirilişini sembolize ettiği düşünülmektedir. Böylelikle Loros, pahalı malzemesi ve rengi ile imparatorun zenginliğini; dinsel sembolizmi ile de imparatorun dünyadaki dinsel rolünü, yani Tanrının yeryüzündeki savunucusu olduğunu sembolize etmektedir. Bazı araştırmacılar tarafından Loros’un Khlamys’e göre daha yüksek bir siyasal mevkiyi işaret ettiği önerilmektedir.

Bizans döneminde lorosun popülerliği çeşitli aşamalar geçirmiştir. I. Anastasius, I. Iustinus ve II. Iustinus dönemi sikkelerinde konsul kıyafeti görülmezken I. Iustinianus’un bir örneğinde karşımıza çıkar. II. Tiberius sikkelerinde ise, dört yıl boyunca süslü imparator kıyafetlerine alternatif olarak kullanılır. Daha sonda Focas, Heraclius ve Heraclonas ve II. Constans ve IV. Constantinus sikkelerinde görülür ve Leontios tarafından devam ettirilir.

Sikkeler üzerindeki imparator betimlemelerinde loros kullanımı 11. yüzyılda da devam etmiştir. IX. Konstantinos’un histamenalarında görülen özellikle göğüs önünde “X” biçimi alan konsul kıyafeti süreklilik göstermektedir. Ancak 10. yüzyıl ortalarında da değişik bir loros örneği ortaya çıkar. Basit olan bu loros oldukça zengin bir dekorasyona sahiptir. Sikkeler üzerinde kolay betimlenen bu lorosun ayırıcı özelliği göğüsten giyilmesi ve göğüs önünde çapraz yerine dikey ve yatay bezeme yer almasıdır. VII. Konstantinos’un ve I. Romanos’un soliduslarında, loros dekorasyonunda, birbirini kesen yatay ve dikey çift sıra şeritler vardır. Kesişen şeritler göğüs önünde içi nokta bezemeli dört sıra oluşturur. Oldukça değiştirilmiş ve süslü bir başka loros ise II. Romanos’un soliduslarında görülür. Bu betimlemelerde göğüsün önünde zırhı andıran bir panel yer almaktadır. Panelin merkezinde dairesel bir bezeme yer alır. İmparatoriçe Zoe’in histamenon’unda ve Zoe ile Theodora’nın histamenon’unda görülen bir başka lorosun geniş yakası şeritler halinde göğüs hizasına kadar inmektedir. Theodora’nın bir altın mühründe, tek yatay şeritli bir yaka ile çevrili ve gerdanlıklı bir başka loros örneği de bilinmektedir.



4.1.3. İmparatorluk İşaretleri (Nişanları)

4.1.3.1. Taçlar ve Diademler

Diadem basit olarak üzeri inci dizili dar bir banttır ve başın arkasından bağlanır. Taç ise tek parça olarak başın üzerine yerleştirilir. Eğer sikke üzerindeki büst profilden tasvir edilmiş ise kullanılan aksesuarın taç ya da diadem olduğu anlaşılabilir. Ancak büst cepheden verilmiş ise aralarındaki ayırımı yapmak güçtür. Bunun ile birlikte diademler taçlardan farklı olarak tek başına kullanılabildiği gibi, bazen de miğfer ile birlikte de giyilir. Bu durumda kullanılan aksesuarın diadem olduğu anlaşılabilir. Dolayısıyla taç ve diademler bir arada ele alınmıştır.

Sikkelerde taçlar ve diademler üç şekilde karşımıza çıkar: a-Pendilialı ve özenli işlenmiş, b-pendiliasız ve özenli işli, c- pendilialı ve basit taç olarak. Pendiliasız taç ve diademler 5. yüzyıl sikkelerinde düzenli olarak kullanılmıştır. I. Iustinianus miğfer ile kullanılan diademlerine pendilialı eklemiştir. II. Tiberius miğfersiz pendilialı taç modeli kullanıp, diademin üzerinde merkezde dairesel bezeme üzerinde haçı tercih etmiştir. Focas ve Heraclius pendilialı taçı ilk sikke tiplerinde kullanmışlar daha sonra kullanmamışlardır.

Pendiliasız, özenli işlenmiş taçlar özellikle Heraclius dönemini soliduslarında görülür. Taç bandının altında ve üzerinde inci dizisi yer alır. Merkezde üstte ise haç vardır. Heraclius’un 2. tip sikkelerinde özenli işlenmiş taçlar bırakılarak, yerine basit pendiliasız ve süslemesiz bant şeklinde diademler kullanılır. Heraclius’dan sonra VII. Konstantinos’a kadar sikkeler üzerinde imparatorların taç giydiği görülmemektedir. Sikkeler üzerinde bu taç biçimleri 10. yüzyılın sonuna kadar değişmeden devam etmiştir. Ancak VI. Leon’dan sonra daha süslü taçlar tercih edilmiştir.

Diademler II. Nikephoros soliduslarında son kez kullanılmasına karşın, İsauria ve Amorium Hanedanlığı döneminde karakteristik tiptir. Diademler noktalı iki şeritten oluşur ve üzerinde bir haç yer alır. Bu dönemin geç sikkelerindeki diademlerde basit haç yaygındır. Diademler dar açılıdır ve yukarıya doğru eğimli ve pendiliasızdır. Bu süslemenin geleneksel olduğu söylenebilir ve imparatorun ne giydiği ile ilişkili değildir.

Diğer bir taç tipi “tufa”dır. Tufalarda, tacın tepesinde tavus kuşu tüyüne benzeyen yelpaze biçimli bezeme bulunmaktadır. Bu taç biçimi ilk kez Theophilos’un yeni tip follislerinde 830’da görülmeye başlar.

ve 13. yüzyıl sikkelerinde betimlenen taçlar dönemin gerçek taçlarına benzemez. Bu durum belki de sikke boyutunun küçüklüğü ya da dönemin modasını göz ardı etmekle ilişkilidir. Bu dönem taçları oldukça geniş ve mücevher bezelidir. Tacın tepesinde mücevher haç, tek bir mücevher ya da üç köşeli bir mücevher görülür.

Erken yüzyıllardan itibaren imparator ve imparatoriçe taçları arasındaki ayrım oldukça belirgindir. İmparatoriçe betimlemelerinde omuzlara kadar sarkan pendilialı taç tasvirleri görülür. 7. yüzyılda özellikle Martina’nın taçı, çok yaygın olmasa da Focas ve Leontina sikkelerinde ve geç dönem imparatoriçelerinde (İrene, Theodora) uzun pendilialı taç örnekleri vardır. İmparatoriçeler tarafından giyilen bu taçlar oldukça süslüdür. ilk göze çarpan özelliği oldukça uzun pendilialı ve üç köşeli süslemeden oluşmasıdır. Çeşitli tiplerdeki bu süslemeler piramit ya da üçgen biçimlidir ve merkezde bir haç ile sonlanır. Taçlardaki sivri bezemeler pagan dönemi taçlarındaki ışınlara benzemektedir. Bu süslemelerin benzerleri ilk olarak Geç Roma İmparatoru, III. Valentianus’un karısı Licinia Eudoxia’nın soliduslarında görülmektedir. Ayarıca benzer süslemeli bir taç San Vitale’deki Theodora mozaik portresinde izlenebilir. İmparatoriçe taçlarında, pendiliali ve tepesinde sivri tepeli kule gibi bezemelerin yer aldığı örnekler de vardır. Bazı imparator sikkelerinde de görülen bu taçların tepesinde iki ya da dört üçgen ve ortasında bir haç yer alır.



4.1.3.2. Haçlı Globus (Haçlı Küre)

Globus bir imparator alameti olarak Roma imparatorları döneminde ortaya çıkmış,

Geç Roma döneminde yaygınca kullanılmıştır. Globus yer küre yuvarlağını sembolize eder.

Dolayısıyla imparator tarafından elinde tutulması, imparatorun dünyanın hakimi olduğunu vurgular. Geç Roma sikkelerinde bazen Konstantinopolis kentinin personifikasyonu da elinde sade bir globus tutarken tasvir edilmiştir. Geç Roma sikkelerinde, bazen “Gloria Romanorum” (Romanın Zaferi) ve benzeri tipli sikkelerde üzerinde Roma’nın dünyadaki zaferini sembolize etmek için, üzerinde durmakta olan bir Viktoria figürü ile tasvir edilmiştir.

Theodosius döneminden sonra globus üzerindeki Viktoria figürünün yerini haç alır. Böylece İmparatorun Hıristiyan olan dünyanın egemeni olduğu vurgulanır. Bizans döneminde de bu formuyla kullanımı devam eder.

Haçlı globus 6. yüzyıl sikkelerinde imparator tiplerinde en yaygın kullanılan unsurdur. I. Iustinus soliduslarının arka yüzünde bulunan melek elinde uzun bir haç ve diğer elinde haçlı globus ile tasvir edilmiştir. Haçlı globus ilk kez I. Iustinianus ile imparator elinde görülmeye başlar. Daha sonra haçlı globus, imparator alameti olarak sürekli kullanılmaya devam etmiştir. Ancak sikke üzerinde, ortak imparatorlar toplu olarak betimlenmeye başladığında, yaşça küçük imparatorlarlar haçlı globus, büyük olanlar ise mızrak ya da asa ile betimlenmiştir. Eğer imparator iki obje ile betimlenecek ise, haçlı globus genellikle imparatorun sol elinde yer almıştır. Bu kullanım değişmemekle birlikte, haç ve globus arasında yer alan haç alt kolunun uzunluğu farklılık gösterebilmektedir.

8-11. yüzyıllarda genellikle haçlı globus bel ve omuz hizasındadır. Ancak IX. Konstantinos tetarteralarında olduğu gibi kulak seviyesine kaldırıldığı da görülür. Genellikle haç boyu globus ile aynı olmakla birlikle boyutlar farklılıkta gösterebilir. 11. yüzyıl örneklerinde globus üzerinde, sabit haç yerine üç, dört ya da beş nokta ile oluşturulmuş haçlar da görülür.

Bizans sikkeleri üzerinde dört farklı haçlı globus çeşidi görülür. Birincisi, globus üzerinde basit haç yerine patrik haçının yer aldığı örneklerdir. İkincisi, globus üzerinde yonca biçimli süslemenin yer aldığı örnekler. Bu bezemenin ortaya çıkışı 10-11. yüzyıl ile sınırlıdır. Üçüncüsü, III. Romanos’un bir solidusunda görülür. Globus üzerinde uzun haçlı asa bulunur. Dördüncüsü, IX. Konstantinos histamenon’unda görülen tiptir. Bu örnekte haçlı globusun haçının altında hilale benzer bir bezeme yer alır. Bu kombinasyon Anonim J follislerinin arka yüzünde görülen form ile benzemektedir. Geç Bizans dönemi sikkeleri üzerinde ise, globus üzerinde genellikle patrik haçı tasvir edilmiştir.



4.1.3.3. Mappa (Mendil)

Mappa konsul otoritesinin bir sembolüdür. Beyaz bir mendil olan mappayı konsul, arenada yere atarak oyunların başlaması işaret eder. Konsul diptikonlarında genellikle konsul sağ elinde mappa, sol elinde ise asa tutar. 6. yüzyıl ve sonrasında ise, mappa imparatorluk otoritesinin bir diğer sembolü olarak sikkeler üzerinde imparator elinde betimlenmiştir. Mappa, konsul kurumunun önemini yitirmesi ile ilgili olarak khlamys giyimli imparatorlar tarafından kullanılan bir objeye dönüşmüştür. 7. yüzyıl sikkelerinin üzerinde bazı imparatorların elindeki mappa imparator tarafından sanki atılıyormuş gibi tasvir edilmiştir. Bazen de imparatorun vücudu önünde betimlendiği örneklere de 
rastlanır.



4.1.3.4. Akakia (Kese)

Akakia, kelime anlamı olarak “hilesiz” ya da “sabır, hoşgörü” demektir. Mor ipekten silindirik bir kese olan akakia’nın içinde ölümü simgeleyen bir toz bulunur. İmparatorlar törenlerde bunu sağ ellerinde taşırlar ve sol ellerinde de globus ya da asa gibi başka objeler bulunurdu. Geç Bizans dönemi yazarlarından Thessalonika’lı Symeon, akakianın geçici imparator gücünü ve alçakgönüllülük ile ölümü simgelediğini belirtmektedir.

Akakia, 8. yy.dan itibaren sikkeler üzerinde, mappanın yerine kullanılmaya başlanmıştır. İsauria ve Amorium Hanedanlığı döneminde akakia, egemenliğin sembolü olarak oldukça fazla kullanılmıştır. Hemen hemen hem imparator hem de ardılı tarafından sağ ya da sol elde kullanılmıştır. 867’den sonra daha az yaygın olarak karşımıza çıkar. Yine de buna rağmen VI. Leon follisleri, VII. Konstantinos soliduslarında, 11. yüzyılda VIII. Konstantinos histamena ve tetarteralarında, VI. Mikhael’in tetarteralarında, Eudokia ve ve IV. Romanos’un histamenalarında görülür.



4.1.3.5. Skepter (Hükümdarlık Asa’sı)

Skepter Roma konsullerinin otorite ve güçlerinin sembolüdür. İmparatorlar tarafından konsullerin diğer alametleri gibi kullanımı benimsenmiştir. Konsul diptikonlarında genellikle konsul asalarının tepesinde bir kartal bulunmaktadır. 7.yy.dan itibaren tepesinde haç bulunan asalar da kullanılmaya başlanır. Asa, Bizans imparatorluk ritüellerinde 11. yüzyılın başlarına kadar oldukça küçük rol oynayan objelerden biridir. “Seremoniler Kitabı”da standart olarak kullanılan ve hükümdar tarafından değil de, çeşitli hizmetliler tarafından taşınan bir alamet olarak tarif edilmektedir.

yüzyıl sikkelerinde hem haçlı asa hem kartallı asa görülür. Focas’ın bakır birimlerinde imparatorun sol elinde kısa haçlı asa vardır. Antiokheia’da basılan bakır Focas birimlerinde ise kartallı asa yer alır. Aynı durum II. Tiberius ve Mauricius sikkelerinde de benzerdir. Heraclius’un ve II. Constans’ın bazı follislerinde, uzun haçlı asa, ya da oldukça nadiren tepesinde kristogram bulunan asa bulunur.

ve 9. yüzyılda haçlı asalar I. Basileios’dan İrene’ye kadar yaygın olarak kullanılmıştır. Genellikle yöneticinin sol elinde ve sol omuzuna dayalı betimlenmiştir. Bununla birlikte haçlı asa imparatoriçeler ve imparator ardılları için de favori obje olarak görülmektedir. Haçlı asa tutan imparator genellikle loros giyimlidir. İsauria Hanedanlığı dönemine kadar sikkeler üzerinde asalar az tasvir edilmiştir 10.-11. yüzyıl sikkeleri üzerinde ise, imparatorlar tarafından tutulan asalar, dönemin mozaik ve minyatür gibi eserleri ile de paralellik göstermektedir.




4.1.3.6. Labarum (Sancak)

Labarum üzerine kristogram işlenmiş askeri sancaktır. M.S. 311’deki Milvia köprüsü savaşı öncesinde, I. Konstantinus, kendi ordusunda çok sayıda bulunan Hıristiyan askerlerin ve savaşacağı karşı orduda gene bulunan Hıristiyan askerlerin (ki çoğu savaş esnasında Konstantinus’un safına geçmiştir) sempatisini kazanmak için bir Hıristiyan sembolünü ordu sembolü olarak sancaklarda kullanmaya izin verir. Rivayete göre imparatora tanrı göklerde “Hog Signo Eris” (bu sembolle kazanacaksın) yazısı yazarak bir kristogram göstermiştir. Bu sembol Milvia köprüsü savaşında Konstantinus askerleri tarafından kalkanlarına boyanır ve lejyon sancağına işlenir. Bu tarihten sonra da, lejyon sancaklarında pagan tanrı sembolleri yavaş yavaş ortadan kalkarak kristogram kullanılmıştır.

Askeri sancaklar Hellenistik dönemden itibaren pek çok farklı devletin orduları tarafından kullanılmıştır. Roma sancakları genellikle her lejyonda farklılıklar gösterirdi. Uzun bir kargıdan oluşan sancakta en tepede o birliği sembolize eden tanrısal bir sembol (örneğin Jupiter’in kartalı vs.); altında birliğin ismi yer alan bir dikdörtgen kumaş; ve onun altında birliğin savaşa beraber katıldığı ve komutasında zafer kazandığı imparatorların küçük büstlerinden oluşan dairesel bezemeler bulunurdu.

Kayserili Eusebius, labarumu üzerinde haç tasviri bulunan hıristiyan askeri sancağı olarak tarif etmiştir. Bu sancağın I. Konstantinus’un “Milvia Köprüsü” savaşı öncesi bizzat imparator tarafından tasarlandığı düşünülmektedir. Konstantinus ve ordusu gökten haçın indiği hayalini gördükten sonra imparator sancağı yeniden şekillendirmiştir. Sonuçta uzun bir kargının ucunda üzerinde haç olan bir sancak biçimlenmiştir. Erguvani kumaş üzerine dokunmuş bu sancak imparator ve oğlunun büstlerinde tasvir edilmiştir.

Labarum sikkeler üzerinde 4. yüzyıldan sonra görülmemesine karşın V. Konstantinos’un Sicilya soliduslarında yeniden ortaya çıkar ve Theophilos döneminde de tekrar kullanılmaya başlanır. Labarum I. Romanos sikkelerinde bir asa formundadır. Sikke üzerinde sadece bir imparator büstü ile betimlendiğinde labarum imparator tarafından dikey tutulur ve imparator eli sancağın altındadır. Labarum 11. yüzyıl sikkelerinde ayakta betimlenen imparatorlarının da değişmez objesidir. Theophilos’dan VII. Konstantinos’a kadar sancakta sabit ya da noktalı haç ve “X” yer alır. II. Nikephoros’dan sonra sancak üzerinde haç beş nokta ile tasvir edilmeye başlamıştır. VIII. Konstantinos’dan sonra ise sancak üzerindeki model tek bir örnek olarak devam etmiştir.



4.2. Dini ve Çeşitli Tipler

4.2.1. Viktoria

Daha erken sikkelerde yoğun bir şekilde kullanılan Tanrı ve Tanrıça tasvirleri, bir Hıristiyan devleti olan Bizans İmparatorluğunun sikkelerinde yoktur. Dolayısıyla pagan geleneğinden gelen coğrafi yer personifikasyonları, Konstantinopolis’inki dışında Bizans sikkelerinde ortadan kalkar. Aynı durum, olgu personifikasyonlarının (Annona, Fortuna vs.) biri dışında hepsi ortadan kalkmıştır. Ancak, pagan geleneğinde kültsel amaçlı olmaktan çok, politik amaçlarla sıkça kullanılan kanatlı Viktoria (=zafer) tiplemesinin kullanımı Anastasius’un sikkelerinde devam eder. Viktoria figürü aslında değişmeden II. Iustinianus sikkelerinde ara sıra görülse de artık, bu figür Melek tasviri olarak algılanmaktadır.

Viktoria, sikkeler üzerinde genellikle ayakta , bazen otururken ya da koşarken ve yürürken betimlenmiştir. Ender olarak da yüz yüze bakan iki Viktoria betimlemesine rastlanmaktadır.

Ayakta Viktoria figürü ilk olarak Anastasius dönemi soliduslarında daha sonra I. Iustinus, I. Iustinianus, II. Iustinus solidus ve tremissis’lerinde devam eder ve son olarak Mauricius’un semissis ve tremissis’lerinde görülür. Ayakta tasvir edilen Viktoria tunik, pallium ya da khiton giyimlidir ve elinde asa taşır.

Oturan Viktoria figürü, yine I. Anastasius, I. Iustinus, I. Iustinianus, II. Iustinus dönemi semissis’lerinde görülür. Oturan Viktoria genellikle çıplak betimlenir. Bir kalkan yada ganimet anıtı üzerine “XXXX” yazar durumda betimlenir.

Yürüyen Viktoria figürü de yine aynı imparatorların tremissis’lerinde devam eder. Focas’ın semissis ve tremissis’lerinde ve Heraclius’un gümüş sikkelerinde son bulur. Koşan Viktoria figürü sadece imparator I. Anastasius ve I. Iustinianus’un aureus’unda görülür. Koşan ya da yürüyen Viktoria’nın elinde çelenk, haçlı globus ya da palmiye yer alır.

Yüz yüze bakan iki Viktoria figürü sadece I. Iustinianus’un solidus’larında görülür. Aralarında ise uzun bir haç bulunur.



4.2.2. Melek

Melek figürü ilk olarak I. Iustinus dönemi soliduslarında görülmektedir. Bu soliduslarda profilden tasvir edilen Viktoria’nın yerini cepheden tasvir edilen melek figürü almıştır. II. Iustinianus döneminde sikkeler üzerinde de betimlenen melek figürü II. Iustinus, Mauricius ve Focas dönemlerinde de tasvir edilir. Daha çok soliduslarda kullanılan melek figürü Heraclius ile son bulur.

Bizans sikkelerinde melek figürleri ayakta tam boy olarak görülmektedir. Ayakta tam boy Melek figürlerinde melek cepheden tasvir edilmiştir. Genellikle pallium ve tunik giyer. Sağ elinde uzun bir asa ya da haç tutar. Asanın tepesinde ise kristogram yer alır. Sol elinde globus ya da haçlı globus bulunur.


4.2.3. Konstantinopolis

Konstantinopolis betimlemesi de pagan tasvir sanatından kalan bir mirastır. Şehrin kendisini sembolize eden Konstantinopolis, sikkeler üzerinde başında miğfer, tunik ve manto giymektedir. Bir elinde kalkan ve mızrak tutarak ve başındaki miğferle askeri yönü vurgulandığı gibi, diğer elinde tuttuğu haç ile dinsel önderliği, globus ile de dünya hakimiyetinin sembolüdür. Bu figür sadece I. Anastasius ve II. Iustinianus dönemi sikkelerinde görülür.



4.2.4. Khristogram

Khristogram İsa’yı temsil eden bir monogramdır. İlk olarak Geç Roma sikkelerinde Magnentius(İ.S.350-353)dönemindeortayaçıkmıştır.Bizanssikkelerindeise,I.Anastasius’dan itibaren kullanılmıştır. Khristogram bazen bir Melek ya da imparator tarafından taşınan asanın tepesinde olabileceği gibi, bir globus üzerinde de betimlenmiş olabilir. Ayrıca tek başına bir tip olarak betimlendiği örnekler de vardır.


4.2.5. Haç

Bizans sikkelerinde resmedilen dinsel unsurların başında haç gelmektedir. İsa’nın çarmıha gerilişini sembolize eden haç I. Theodosius (İ.S.379-395) döneminde imparatorluk seremonilerinde önemli bir yer alır. İsa’nın ölüme karşı zaferinin sembolü olan haç, imparatorlar için düşmanlara karşı kazanılan zaferin sembolüdür. Geç Roma sikkeleri üzerinde 5. yüzyılda tek başına ya da globus üzerinde betimlenmiştir. 6. yüzyıl sonlarından itibaren ise, doğu sikkelerinde en çok betimlenen dini simge olmuştur. Bizans sikkelerinin neredeyse hepsinde görülen haç, genellikle imparatorların taçlarının tepesinde, asanın ya da globusun tepesinde, sikkelerinin arka yüzlerindeki değer harfinin üzerinde, yine sikkelerin arka yüzlerinde tek başına görülebilmektedir. Haç’ın ana tip olarak en çok kullanıldığı dönem doğal olarak ikonaklazma dönemine denk gelen yıllardır.

Haç, ayakta Viktoria figürünün yerini alarak Tiberius döneminden Heraclius dönemi sonrasına kadar altın birimlerde düzenli olarak kullanılan arka yüz tipi olmuştur. II. Iustinianus döneminde İsa büstünün önemli bir tip olarak ortaya çıkması ile ortadan kalkmış, ancak 9. yüzyılda yeniden canlanmıştır.

Bizans sikkeleri üzerinde ana tip olarak 4 çeşit haç vardır. Ancak bunların varyasyonlarının sayısı çoktur. Dört ana tip haçlar şunlardır: 1-Sade Haç, 2- Patrik Haçı, 3-Latin Haçı, 4-Potent Haç. Sade Haç, haç kollarının eşit (Yunan Haçı) ya da haçın gövdesini oluşturan dikey kolun kıs olduğu örneklerdir. Sade haç, basamaklar üzerinde tek başına ya da bazen hilal bazen de çelenk ve noktalardan oluşan bir bordür içinde betimlenmektedir. Bu haçlar değerli taşlarla, noktalarla ya da ışınlarla süslenmiş olabilir. Bu tür haç örnekleri sikkeler üzerinde I. Iustinianus ile başlar ve II. Theodoros dönemine kadar devam eder.

Patrik Haçı, esas haçın üst kolu üzerine yerleştirilmiş ikinci haçın bulunduğu haç tipidir. Sikkeler üzerinde tek başına, bir kaide üzerinde ya da basamaklar üzerinde tasvir edilmiştir. Noktalardan ya da çiçeklerden oluşmuş bezemeler ile dekore edilmiş örnekleri de vardır. Patrik haçı sikkeler üzerinde ilk kez Theophilos döneminde ve sonra VI. Leon ile I. Aleksios dönemlerinde görülür.

Latin Haçı, haçın gövdesini oluşturan dikey kolun oldukça uzun ve haç kollarının ucunun düz olduğu tiptir. Sikkeler üzerinde genellikle bir kaide ya da kaidesiz betimlenmiştir. Kaide üzerinde bulunan örneklerde hilal ya da bitkisel süslemeler yer alır. Latin haçı kolları bazen birer küre ile sonlanmış olabilir ve bazen de kolların kesişme yerinde bir haç daha bulunabilir. Latin haçı betimlemelerine ilk kez Anonim follislerde rastlanır. Daha sonra imparator IV. Romanos döneminde son bulur.

Potent Haç, haçın her bir kolunun bitiminde dikey kısa bir çubuk bulunan haç tipidir. Sikkeler üzerinde Potent haç çok çeşitli tiplerde betimlenmiştir. Sade olarak betimlendiği örneklerin yanında çelenk içinde bulunan örnekleri de mevcuttur. Potent haçın basamaklar üzerinde, kaide üzerinde, globus üzerinde ve palmiyeler arasında örnekleri de bulunur. Genellikle basamaklar üzerindeki tipi gümüş hexagram’larda 7. ve 8. yüzyılda görülür.

Altın sikkelerde potent haçın kullanımı 720’de sona ermiştir. İmparator I. Nikephoros dönemlerinde yeniden canlanmıştır. 9. yüzyılda kaide ve globus üzerinde haçın kullanımı unutulmuştur.

Potent haç iki imparatorun arasında basamak, kaide ya da globus üzerinde de tasvir edilmiş olabilir. Bu tip haç ilk kez imparator II. Tiberius döneminde görülür ve imparator Ioannes III. Dukas döneminde son bulur. Sikkeler üzerinde en yoğun görülen haç tipi Potent haçlardır.

Leon tarafından da basamaklar üzerinde Potent Haç kullanılmıştır. İmparator VI. Leon’un hükümdarlığının sonuna kadar yaklaşık iki yüzyıl boyunca gövdenin, haç kollarının ve kol uçlarının oranlarında çok az değişiklik ile bu gelenek devam etmiştir. Haç kollarının kesişiminde bir İsa madalyonunun kullanıldığı örneklerde vardır. Bu tip örneklerde İsa yerine bir imparator madalyonunun yerleştirildiği tasvirler de görülür. Bu imparatorlar I. Romanos, II. Nikephoros ve I. Ioannes’dir.

Bizans sikkeleri üzerinde bu ana tiplerin dışında uçları harf ile biten haçlar da tasvir edilmiştir. Bu tip ilk kez I. Iustinianus döneminde görülmüş ve imparator II. Romanos döneminde son bulmuştur. Bir başka tip ise imparator Heraclius döneminde kullanılan, kaideli ya da kaidesiz uçları çatallaşmış haç örnekleridir. Bunların dışında III. Leon, VI. Leon ve VII. Konstantinos döneminde görülen haç kolları küçük haçlarla sonlanan ve bazen basamaklar ve kaide üzerinde bulunan haç tipleri de vardır. Bu tip haçlar bazen basamaklı kaide ya da globus üzerinde imparator ve Baş melek ya da imparator ve imparatoriçe arasında bulunur. Bu tip haçlar imparator II. Nikephoros, X. Konstantinos, VII. Mikhael ve III. Nikephoros dönemlerinde görülür.

Basileios döneminde ise, haçın oldukça süslendiği görülmektedir. Haç genellikle globus üzerindedir ve globusun altında bir hilal bulunur. Eğer haç kaide üzerinde ise, kaide çeşitli çiçek motifleri ile süslüdür. 11. yüzyılda haç, gümüş birimin normal bir tipi olmaktan çıkmıştır. Anonim follislerde ve bakır birimlerde önem kazanarak önceleri harflerle daha sonra semboller ve süslemeler ile dekoratif hale gelmiştir. İsa’nın üzerinde öldüğü yaşayan ağacı sembolize eden yapraklı kaide üzerinde haç kullanımı yoğunlaşmıştır. Ortaçağ sanatında iyi bilinen bir motif olan bu bezeme fildişleri, metal işler ve mimari plastik gibi öğelerde de kullanılmıştır.



4.2.6. İsa

İsa figürü ilk olarak Geç Roma sikkelerinde, evlilik töreni için basılan soliduslarda görülmektedir. Kullanımı oldukça nadir olan bu tipin ilk örneği, imparator II. Theodosius’un (M.S.408-450) kızı Eudokia ve III. Valentinianus’un (M.S.422-462) evlilik töreni için basılan sikke üzerinde yer alır. Daha sonra İmparator Marcian ve Pulcheria’nın (M.S.450-457) ve imparator I. Anastasius ile Ariadne’nin yine evlilik törenleri için basılan soliduslarında da yer alır. Bu sikkelerin ön yüzlerinde imparatorun askeri kıyafetli bir tasviri ve sikkenin arka yüzünde ise İsa, imparator ve eşinin ayakta tasviri bulunmaktadır. İsa’nın ana tip olmadığı ve oldukça sınırlı basılmış bu tip sikkeler Bizans sikke tiplerini etkilememiştir. İsa burada hıristiyanlanmış imparatorluk kültü ya da dindarlığı göstermek amacıyla özel sembolik sebepten dolayı sikke üzerinde yer almaktadır.

İsa’nın büst halinde sikkeler üzerinde ana tip olarak tasvir edilmesi II. Iustinianus tarafından başlatılmıştır. İslamiyetin 678 yılındaki zaferinden sonra II. Iustinianus Troullo Konsili’nde Bizans altın sikkelerinin ikonografisinde bir reform yaptırarak, ve muhtemelen İslamiyete bir tepki olarak sikkelerin ön yüzüne İsa tasviri yerleştirmiştir. II. Iustinianus döneminde İsa’nın iki farklı tipi kullanılmıştır. İlk önceleri çok saygın biçimde uzun saçlı ve sakallı olarak “Pantokrator” tipinde daha sonra “Suriye Tipi” denilen kısa saçlı ve sakallı daha genç olarak tasvir edilmiştir.

Leon döneminde başlayıp II. Mikhael dönemine kadar süren ikonaklazma döneminde (726-843) sikkeler üzerinde haç betimlemeleri ortaya çıkmıştır. Ancak 843 yılında ikonaklazma döneminin bitmesi ile imparator II. Iustinianus döneminde kullanılan “büst halindeki sakallı İsa” tasvirleri, II. Mikhael döneminden itibaren yeniden sikkeler üzerinde tasvir edilmeye başlamıştır.

I. Basileios dönemini altın birimlerinde de “tahta oturan İsa” betimlemeleri yer almıştır. “senzata” adı verilen bu soliduslar 80 yılı aşkın bir süre kullanılmıştır. VII. Konstantinos döneminde ise İsa cepheden büst halinde tasvir edilmiştir. Bu tasvir 1028 yılına kadar altın birimlerde kullanılmıştır. Ayakta İsa betimlemesi ise oldukça nadirdir. Bu dönem sikkeleri üzerinde İsa tasvirlerinde, baş tamamen cepheden, buna karşın saçları hafif asimetriktir. İsa’nın sol tarafındaki saçlar biraz daha uzun ve omuza dökülmektedir. İsa’nın bıyığı ve sakalı normal uzunluktadır. İsa nimbusludur ve nimbusun içinde noktalarla dekore edilmiş haç bulunur. II. Basileios ve sonrasında bu dekorda geniş, süslü ve özel işaretler yer almıştır. İsa’yı otururken göstere betimlemelerde, İsa genellikle sağ elini yukarı kaldırmış ve kollu tunik giyerken tasvir edilmiştir. Omuzlarında pallium ya da himation denilen pelerin vardır. Sikkeler üzerinde İsa’nın elindeki Kutsal Kitap kapalıdır ve kapağında genellikle nokta bezemeler yer alır. İsa ender de olsa elinde rulo (volumen) tutarken de betimlenmiştir.

Iustinianus döneminde sikkeler üzerinde iki tip İsa tasviri olmasına rağmen 9.-11. yüzyıllar arasında bu tiplerin sayısı dokuza çıkar:

Tip 1: İsa’nın “Lir Arkalıklı Taht”ta tasviri

Tip 2: İsa’nın “Kare Arkalıklı Taht”ta tasviri

Tip 3: İsa’nın “Arkalıksız Taht”ta tasviri

Tip 4: İsa’nın ayakta betimlendiği örneklerdir. İsa’nın ayakta betimlenmesi ilk kez imparator I. Aleksios döneminde görülür ve II. Theodoros ile son bulur. Üç farklı tiptedir.

a- İsa, Khalkitis: Khalke’deki İsa tasvirinin benzeri olduğu için bu isim ile anılmaktadır. Burada İsa sakallı, kolobion ve himation giyimlidir. Sağ elini takdis pozisyonunda yukarı kaldırmış, sol elinde İncil tutmaktadır. İsa’nın nimbusu yoktur, ancak başının arkasında haç yer alır. Nimbuslu tasvirlerine de rastlanmaktadır. Bu tip betimleme imparator III. Ioannes döneminde ve latin taklidi sikkelerde görülür.

b- İsa, Souppedion: Souppedion üzerinde betimlenen İsa sakallı ve nimbusludur. Kolobion ve himation giyer, sol elinde incil tutar. İsa’nın Souppedion üzerinde tasvir edilmediği, ancak benzer ayakta tasvirleri de vardır. Bu tip İsa tasviri ilk kez imparator Theodora döneminde başlamıştır. Daha sonra imparator X. Konstantinos, I. Manuel, II. Ioannes, I. Aleksios ve III. Aleksios döneminde devam etmiştir. VIII. Mikhael dönemi ile bu tip tasvir son bulur.

c- İsa, Antiphonetes: İsa figürü dizlerine kadar gösterilmiştir. Sakallı haç nimbuslu, tunik ve himation giyimlidir. Sağ elini takdis pozisyonunda yukarı kaldırmış, sol elinde incil tutar. Bu tasvir sikkeler üzerinde ilk kez imparatoriçe Zoe döneminde görülmüştür. Anonim follislerde de görülen bu tip III. Nikephoros döneminde son kez görülür.

İsa’nın ayakta betimlendiği bu üç ana tipin dışında latin taklidi sikkelerde görülen orans pozisyonunda da tasviri mevcuttur. Ayrıca İsa’nın yine ayakta bir imparator ile betimlendiği örnekler de vardır. Bunlar İsa’nın imparatora taç giydirdiği betimlemelerdir. İsa burada sakallı ve nimbusludur. Tunik ve himation giyer. Sol elinde incil tutar. İmparator ise labarum, kılıç, haçlı globus gibi objelerden birini tutarken tasvir edilmiştir.

Tip 5: İsa’nın büst şeklinde cepheden, sol eli ile göğsünün altında kitap tutarken ve sağ elinin de kitaba doğru betimlendiği örneklerdir. Bu tipler İsa’nın fiziksel özellikleri (sakallı, kıvırcık ya da düz saçlı v.b), duruşu, kıyafetini ve incili tutuşundaki farklılıklar göz önüne alt grublara ayrılabilir.

Tip 6: İsa’nın büst şeklinde cepheden, sol eli ile göğsünün altında kitap tutarken ve sağ elinin vücudunun önüne doğru betimlendiği örneklerdir.

Tip 7: İsa’nın büst şeklinde cepheden, sol elinde kitap ve sağ eli pelerinini kaldırır durumda betimlendiği örneklerdir.

Tip 8: Sikkeler üzerinde en sık görülen betimlemesi sekizinci grubu oluşturan “Pantokrator” tasviridir. Bu betimlemelerde İsa, cepheden, uzun saçlı ve sakallıdır. Genellikle üzerinde kolobion ve üzerine himation giyer. Sağ elini takdis pozisyonunda yukarı doğru kaldırır. Genellikle sol elinde incil vardır. Başının arkasında bazen nimbuslu bazen nimbussuz haç bulunur. İlk olarak II. Iustinianus dönemine karşımıza çıkan bu betimleme III. Ioannes dönemi ile son bulur.

Tip 9: İsa’nın elinde bir rulo tuttuğu örneklerdir. Bu tipte İsa sağ elini takdis pozisyonunda yukarı kaldırmış, sol elinde de rulo tutar vaziyette betimlenmiştir. Bu tip Anonim G ve Nikephoros Bryennius follislerinde görülür.

Erken Palaiologoslar döneminde İsa genellikle otururken, bazen tek başına ayakta ya da ayakta bir imparatoru kutsarken betimlenmiştir. 14. yüzyılda artık önceki İsa tasvirleri görülmez. Ancak buna rağmen çok az da olsa bir yenilik vardır. Bu yenilik, İsa’nın ayakta ya da diz çökmüş bir imparatoru taçlandırdığı betimlemesidir.

4.2.7. Meryem

Meryem figürü sikkeler üzerinde ilk kez imparator VI. Leon (M.S.886-912) döneminde yer almıştır. Meryem bu sikkelerde orans duruşundadır. Daha sonra VII. Konstantinos (M.S.913-döneminde Nikopoios (Meryem’in göğsünde İsa figürlü madalyon tutuğu tip) olarak betimlenmiştir. II. Nikephoros (M.S.963-969) ve I. Ioannes (M.S.969-976) dönemlerinde Meryem büstü sikkeler üzerinde imparatorun yanında tasvir edilmiştir. II. Basileios (M.S.976-1025) döneminde de yine Nikopoios tipi görülür.

Sikkeler üzerinde Meryem tasviri en yoğun olarak III. Romanos (M.S.1028-1034) döneminde görülmektedir. Romanus soliduslarında Meryem ayakta ve Romanos’u taçlandırıken, tetarteron’ları üzerinde Nikopois Meryem, gümüş sikkelerinde Hodegetria Meryen (kollarında çocuk İsa tutan Meryem) betimlemesi yer alır.

Romanos’dan sonra da Meryem tipleri çoğalmıştır. Meryem orans duruşunda ayakta, İsa büstü ile, imparatoru taçlandırırken ya da imparator ile birlikte aralarında haç ya da labarum tutarken betimlenmiştir. Kalkoprateia ya da Hagiosoritissa olarak bilinen Meryem tipi (Meryem yarım sağa dönük ve dua eder biçimde ellerini kaldırmış) 12. yüzyıla kadar sikkeler üzerinde görülmez. Bununla birlikte bu dönemde sikkeler üzerinde Meryem, arkalıklı ya da arkalıksız tahta otururken de betimlenmiştir.

Meryem’in kostümü genellikle hep aynıdır. Uzun kollu bir tunik ve Maphorion olarak bilinen bir pelerin takar. Bu pelerin başını örter ve ayak bileklerine kadar uzanır. Maphorion’un alnına ve omuzlarına denk gelen yerlerinde haç şeklinde düzenlenmiş dört noktadan oluşan bir bezeme yer alır.

10 -11. yüzyıllar arasında görülen Meryem tasvirleri altı gruba ayrılmaktadır:

1- Orans duruşunda Meryem büstü (Blakhernitissa)

2- Orans duruşunda ayakta Meryem

3- Orans duruşunda Meryem büstü, göğsünde İsa madalyonu yer alır (Episkepsis)

4- Meryem büstü İsa madalyonu tutarken (Nikopoios)

5- Ayakta Meryem çocul İsa’yı tutarken (Hodegetria)

6- Ayakta ya da büst şeklinde bir imparator ile birlikte Meryem

10-11. yüzyılda sikkeler belirli bir hiyerarşi içindedir. Soliduslar ya da histamenon’larda İsa betimlemeleri belirgin olarak yer alırken Meryem betimlemeleri tetarteron ya da gümüş birimlerde karakteristiktir. Bu kural istisna olarak yalnızca VI. Leon ve Zoe ile Theodora sikkelerinde görülmez. Bunun nedeni ise araştırmacılar tarafından şöyle açıklanmaktadır; ya bu dönemde bu kural tam oturmamış ya da Zoe ve Theodora’nın imparatoriçe yani kadın olmaları ile ilişkilidir. Histamenonlarda ise Meryem arka yüzde betimlenirken ön yüzde İsa tasviri yer almaktadır. Bakır sikkelerde de Meryem İsa’nın altında bir pozisyonda betimlenmiştir.

1081 öncesi ayakta ya da büst Meryem çeşitlemeleri görülürken, Komnenoslar döneminde oturan ya da Hogiosoritissa tipte Meryem betimlenmiştir. Palaeologoslar döneminde VIII. Mikhael’in hyperpyronlarında Konstantinopolis surlarında orans duruşunda betimlenen Meryem figürü görülmektedir. Meryem’in Episkepsis olarak bilinen tipi ise bu dönem kurşun mühürlerinde kullanılmaktadır. Bununla birlikte yüksek arkalıklı tahta oturan Meryem betimlemeleri de bulunmaktadır.



4.2.8. Azizler ve Diğer Önemli Kişiler

Hıristiyan dünyasının tanınan ve sevilen azizleri Bizans sikkeleri üzerinde oldukça geç dönemde tasvir edilmeye başlanmıştır. İlk aziz tasvirlerinin adlarına dikkat edildiğinde bunların aynı adı taşıyan imparatorların sikkelerinde betimlendiği görülür.

Bizans sikkeleri üzerinde betimlenen ilk aziz, 4. yüzyılda Konstantinopolis piskoposu olan Aziz Aleksandros’dur. Aziz, imparator Aleksandros’un (912-913) soliduslarında, imparatoru taçlandırıken resmedilmiştir.

Aziz Mikhael tasviri ilk kez imparator IV. Mikhael’in (M.S.1034-1041) histamenonunda görülür. Aziz bu sikkelerde kanatlı başmelek şeklinde tasvir edilmiştir. I. İsakios ve III. Ioannes dönemlerinde de büst halinde betimlemiş örnekleri bulunur.

Ephesos’lu soylu bir ailenin üyesi olduğu bilinen Aziz Andronikos, ilk kez İmparator II. Andronikos’un (M.S.1282-1328) tetartera’sında betimlenmiştir.

Aziz Demetrios sikkeler üzerinde ilk kez I. Aleksios Komnenos’un (M.S.1081-1118) Thessalonika’da basılan sikkelerinde ve yine Palaiologoslar döneminde Thessalonika darphaneleri sikkelerinde görülür. Aziz sikkeler üzerinde büst olarak, tahta otururken, ayakta, imparator ile aralarında haç ya da labarum tutarken ya da Thessalonika şehrinin maketini tutarken tasvir edilmiştir.

Bizans sanatında en çok tasvir edilen azizlerden biri olan Aziz Georgios sikkeler üzerinde büst halinde, ayakta ya da imparator ile birlikte betimlenmiştir. İlk kez II. Ioannes Komnenos’un (M.S.1118-1143) sikkeleri üzerinde görülür.

Denizcilerin ve çocukların koruyucu azizi olarak bilinen Myra başpiskoposu Aziz Nikolaos’un, sikkeler üzerinde ilk tasviri Nikaia imparatorluğu döneminde ortaya çıkmıştır.

Aziz Georgios ve Aziz Demetrios gibi asker azizlerden biri olan Aziz Theodoros, ilk kez imparator I. Manuel Komnenos’un (M.S.1143-1180) sikkelerinde büst olarak betimlenmiştir. imparator I. İsakios, II. Thodoros ve Ioannes Dukas döneminde ise, yarım boy halinde görülür.

Phrygia’da şehit edilen bir aziz olan Tryphon ise, sikkeler üzerinde ilk kez imparator II. Theodoros Laskaris (M.S.1254-1258) ve VIII. Mikhael Palaiologos (M.S.1259-1282) sikkelerinde görülür.

Azizlerin dışında Vaftizci Yahya (V. Ioannes Palaiologos (M.S.1341-1391) ve VI. Ioannes Kantakuzenos’un (M.S.1347-1352) sikkelerinde), Konstantin ve Helene (İlk olarak imparator Aleksios Angelos (M.S.1195-1203) dönemi sikkelerinde son olarak da Manuel Dukas döneminde) ve İki ya da dört kanatlı Melek olan Kerubim ile altı kanatlı melek olan Seraphim figürleri de (ilk kez 13. yüzyıl ortasında VIII. Mikhael (M.S.1259-1282) ve II. Andronikos (M.S.1282-1328) sikkelerinde) sikkeler üzerinde görülen betimlemelerdir.



5. Yazıtlar

Roma imparatorluğunun resmi dili ve alfabesi Latincedir. Bu nedenle erken Bizans sikkeleri üzerinde görülen yazılar önceleri Latincedir. Latincenin kullanıldığı dönem kabaca Anastasius’tan Heraclius iktidarının sonuna kadardır. Dolayısıyla 6. yüzyılda halen Latincenin egemen olduğu, 7. yüzyılda ise, özellikle II. Constans’tan (641-668) itibaren Grekçe harflerinin Latince olanlarla yan yana kullanıldığı görülür.

Yazıtlar genellikle sikke üzerinde yar alan büstün baş bölümünü çevreleyecek biçimde yerleştirilmiştir. Ancak büstü tamamen daire biçiminde çevreleyen örnekler de vardır150. Bunun yanında daire biçiminde çift sıra yazıt da yer alır. Ayrıca dikey yazıt da bulunur.

Yunanca yazı Bizans sikkeleri üzerinde ilk kez II. Constans’ın follislerinde görülür. Bu yazıtta “en touto nika” (bununla (kristogram) zafer kazan) yer almaktadır. Yazıta, Constantinus’un “Milvian Köprüsü” savaşı sırasında gökyüzünde gördüğü ve sonra sancağa işlettiği kristogram eşlik etmektedir. Ancak Latincenin Grekçe yazı karakteri ile tamamen değiştirilmesi 11. yüzyıl ortalarında gerçekleşmiştir.

Roma imparatorluk sikkelerinde ön yüzlerde 4. ve 5. yüzyıllarda kullanılan unvan ve sıfatlar, önceleri Bizans sikkelerinde de görülür: D N (Dominus Noster, “Efendimiz”), P F (Pius Felix, “dindar, talihli”), P P (Perpetuus, “ebedi”), AVG (Augustus, “kutsal”) gibi. Fakat zamanla bunların yerini Grekçe unvan ve sıfatlar almaya başlamıştır. AVG (ustus) yerine 8. yüzyıldan itibaren BASILEUS (kral) kullanılmıştır.

Bizans sikkelerinin kullanılan bir başka sıfat “ortodoks”dur. VI. Mikhael’in iktidarında miliaresion’un arka yüzünde, 1054 yılındaki Roma ile olan uyuşmazlık sonrası kullanılmıştır. Yine sikke üzerinde kullanılan bir diğer sıfat ise VII. Konstantinos’un miliaresion’unda görülen “porphyrogenitus”dur. 11. yüzyılın başlarında aile isimleri de sikke yazıtlarında yer alır. Aile ismini ilk kullanılan imparator X. Konstantinos’dur. X. Konstantinos’un miliaresion’unun arka yüzünde “Tanrı Annesi imparator Konstantinos Dukas’a yardın et” okunur. Daha sonra aile adları IX. Konstantinos İsaakios Komnenos’un gümüş birimlerinde karşımıza çıkar. İmparator yazıtlarında dikkat çeken bir başka kullanım ise I. Aleksios ve sonrasında görülen, dikey köşe yazısı olarak düzenlenen yazıttır.

Sikkenin arka yüz yazıtları da başlangıçta Latincedir. Genellikle 4. ve 7. yüzyılda Viktoria ya da haç tamamlayıcı öğe olarak görülmektedir. Başlangıçta “VICTORIA AVGVSTORVM” (imparatorların zaferi) ya da GLORIA ROMANORVM (Romalıların ihtişamı) yazıtı kullanılmıştır.

ve 5. yüzyıllarda iktidarda olan imparator sayısı, sikke üzerinde, AVG(GG)’deki G’lerin sayısı ile belirtiliyordu: AVGGG gibi. Ancak bu uygulama zamanla standart bir biçime dönüşmüştür. İktidarı paylaşan imparatorların sayısına bakılmaksızın önce üç G, daha sonra da iki G olarak kullanılmıştır. Bu durum başta tek bir imparator bile olsa böyle idi. İsaurian hanedanlığı döneminde, sikke arka ve ön yüzünde oldukça uzun yazıtlar yer alır. Örneğin IV. Leon’un nomismata’sında sikke arka yüzünde “Büyükbabası Leon, babası Konstantinos” ve ön yüzde “oğul ve torun Leon, genç Konstantinos” yazıtı bulunur. Özellikle 9. yüzyıl ve sonrasında görülen dini tiplerin yazıtında, önce kısmen Latince daha sonra tamamen grekçe yazı karakteri kullanılmıştır.

6. Harfler ve Rakamlar

Bizans bronz sikkelerinin arka yüzlerinde yer alan değer işareti, atölye ve tarih için Grekçe ya da Latince harfler ve rakamlar kullanılmıştır. Bazen de hem Grekçe hem de Latince bir arada kullanılmıştır.

Değer İşaretleri için kullanılan harfler ve sayılar:



7. Monogramlar

Uzun isimlerin dar alanda ifade edilmesi sikke geleneğinde çok önceden beri görülen bir uygulamadır. Bizans sikkelerinde de imparator adlarını ifade eden monogramlar kullanılmıştır. Bizans sikkelerinde imparator monogramları en yoğun olarak 7. yüzyıl sikkelerinde görülür. Bizans sikkelerinde monogramlar kabaca üç şekilde başlamıştır. Birincisi “kutu ya da kare”, ikincisi “çapraz haç ya da haç”, üçüncüsü ise harflerin yan yana kullanıldığı örneklerdir. “Kutu” tipindeki monogramlar “H”, “N” gibi harfler ile oluşturulur. Sikkeler üzerinde genellikle 6. yüzyılın ortasında görülür. “Haç” monogramda ise harfler haçın kollarına yerleştirilir. Haç monogramda “I” ve “T” gibi harfler kullanılır. 7. yüzyıl sikkelerinde ise en fazla üç ya da dört harfin yan yana kullanıldığı monogramlar yoğun olarak kullanılmıştır.

ve 11. yüzyılda sikkeler üzerinde kişi isimleri monogramı yerine genellikle imparatorların tam ismi görülür. Ancak 8. yüzyıl ortalarında Sicilya’da basılmış küçük boyutlu follislerde ve 11. yüzyılda Konstantinopolis’in benzer küçük boyutlu gümüş birimlerinde imparator monogramları yer alır. Bununla birlikte 865-989 yılları arasında Kherson (Kırım) sikkelerinde monogram yerine bir ya da iki harf kullanılmıştır.

5-7. yüzyıl ve 10 yüzyılda imparator isimlerinin monogramı yaygınken, Palaiologoslar döneminde bir yenilik olarak aile isimlerinin monogramı kullanılmıştır. Aile isimleri önce yüzyıl belgelerinde, sikkeler üzerinde ise 11. yüzyıl ortalarında görülür. Ancak sikkeler üzerinde monogram olarak kullanılmasına 1261’den önce raslanmaz.


Blog Arşivi

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *